ATATÜRK ve MİRŞAN ın BAŞKALDIRISI

 

 

undefinedAydınlık soruyor:
Hürriyet te Halûk Tarcan dostumuzun bir mektubu çıktı. Diyor ki;
Hint Avrupa dillerinin iskeleti olan imek/olmak fiilinin Ön-Türkçe olarak ortaya çıkmasıyla terk edilme zarureti doğmuştur
Soru : Orhun Yazıtları öncesi Türkçeyle bilgilerimiz çok sınırlı Çin İmparatorluk yıllarında bulunan Hun ve Türk diline ait sözcükler arasında imek eylemi bulunmuyor. Hiçbir Türk dilinde 8.yüzyıl öncesi fiil adı eki, -mek/ -mak değil. Bu imek/ olmak fiilinin Ön-Türkçede bulunduğu konusundaki kanıt nedir?


Not: Dergide, sahife kısıtlaması nedeniyle sıkıştırarak verdiğim açıklamaları aşağıda genişleterek veriyorum

ATATÜRK ve MİRŞAN’ın BAŞKALDIRISI  (5)

Ya da

SEVR’e İNDİRİLEN KAT’İ DARBE,

Veya

AYDINLIK DERGİSİ GÜZEL TÜRKÇEMİZ KÖŞESİNİN ENDİŞELERİ…

 

Aydınlık Dergisinin 13 Şubat, sayı 1226’da bana yöneltilen soru ve yanıtlarımı aşağıda sunuyorum.

 

Aydınlık soruyor:

Hürriyet’te Halûk Tarcan dostumuzun bir mektubu çıktı. Diyor ki;

“Hint Avrupa dillerinin iskeleti olan imek/olmak fiilinin Ön-Türkçe olarak ortaya çıkmasıyla terk edilme zarureti doğmuştur…”

Soru : Orhun Yazıtları öncesi Türkçeyle bilgilerimiz çok sınırlı…Çin İmparatorluk yıllarında bulunan Hun ve Türk diline ait sözcükler arasında imek eylemi bulunmuyor. Hiçbir Türk dilinde 8.yüzyıl öncesi fiil adı eki, -mek/ -mak değil. Bu imek/ olmak fiilinin Ön-Türkçede bulunduğu konusundaki kanıt nedir?

 

Not: Dergide, sahife kısıtlaması nedeniyle sıkıştırarak verdiğim açıklamaları aşağıda genişleterek  veriyorum

………………………………………………….

 

GÜZEL TÜRKÇEMİZ

 

13 Şubat 2011  sayılı Aydınlık dergisinin Güzel Türkçemiz sahifelerinde benden, “Halûk Tarcan dostumuz” diye samîmiyetle bahsedilmesi beni çok mutlu kıldı. Yıllardır gönderdiğim makalelere sahifelerinde imkân tanımayan  Aydınlık’ta bana dost diyen dost’a ben de son derecede samîmi olarak “AZİZ DOSTUM” diye karşılık vereceğim. Yalnız bir farkla, ben acı söyleyen dost olacağım…Bilimsel disiplinim gereği!...

 

Hürriyet gazetesinde çıkan yazımda şu cümle sorun olmuş:

“..Hint-Avrupa dilleri teorisinin kökeninde dillerin iskeleti olan im/ek, ol/mak fiilinin Ön-Türkçe olarak ortaya çıkmasıyla terk edilme zarûreti doğmuştur…”.

 

  • Bu cümleden haklı olarak bu iki fiilin Ön-Türkçe olduğu anlamı çıkıyor…

Aslında benim,

  • “…bu iki fiilin Ön-Türkçe karşılığının…” diye yazmam gerekirdi.

Bu durumda benim, bu iki fiilin Ön-Türkçe’de ne şekilde var olduğunu açıklamam gerekiyor. Gerekeni yapacağım. Yanıt ve eleştirilerim aşağıdadır:

  • Önce  bu fiil iki değil, ÜÇ’tür  ve
  • üçüncüsü ET/mek fiilidir; def/ET/mek, çark/ET/mek, nefret/ET/mek vb…
  • S. 61, satır 24: “..Mek-Mak kökenli sözcükler…”
  • mek, mak köken  kavramları ifade eden, heceleri mastar hâline getiren “ek”lerdir, köken değildirler. Eğer bunları köken kabul edersek, (güzel/İM) yerine (güzel/MEK) mi denilecek.. (İM) neden yok oluyor ?.....
  • Asıl “ İM..OL..ET “kökleri ve kavramları üzerinde durmak gerekirken, sahifeler dolusu “mek..mak” tartışmasının sırrını çözemedim.

 

Bu üç fiilin Ön-Türkçe’deki varlığını bulmak için önce ÖN-TÜRK söylence biliminden GÖK KÜLTÜ’nü bilmek gerektir:

  • Kişiler, Tanrı Bïl’inde “renksiz, şekilsiz, kokusuz ve hareketsiz” UYU-USUQ, yâni tanrısal uyku hâlinde bulunurlar. Bu sözcük bugün “uyuşuk” olmuştur.
  • Tanrı buyruğu ile, ışık, enerji ve ateş topu hâlinde döne döne yeryüzüne inerler, işte orada, “can” OL/urlar, var OL/urlar ve de
  • ËSİ- ËM (can/IM, var/IM…kişi-y-/İM)…ËSİ-ËÑ (cansın, varsın, kişisin) ËSİ(can!... var!..) Artık, yeryüzünde CAN/dırlar, VAR/dırlar

ËSİ = can, ruh,  vücut bulma, var OL/ma anlamlarına gelir.

İM/ek  fiili :       ËSİ-ËM..      ËSİ-ËÑ(eng)..   ËSİ

………………………………………………………………

Sankritçe’de        ASMİ         ASİ                  ASTİ

Grekçe’de            EİMİ           Eİ                    ESİ

Lâtince’de           SUM           ES                  EST

 

hâline dönüşmüştür. Araştırmalarında Türkleri daima yok saymış ve BATI MERKEZLİ TARİH yazmış olan Batı, Himayalâları aşıp, Orta Asya’ya bir göz atmamıştır.

 

ESİ sözcüğü Lâtince ve İtalyanca’ya ES/sere mastarını vermiştir.

Fransızca’daki ÊT/re fiili ise ET/mek-ten doğmuştur, bunu ayrıca Ön-Türkçe’de göreceğiz..

 

Gelelim Ön-Türkçe’ye

· Van/Hakkâri arasındaki Çilgiri köyünde bulunmuş olan İ.Ö.7.000 tarihli Çilgiri yazıtının son cümlesi şudur:

· Ësi Ögis Aşınç         Ögis(ermiş)in, ËSİ(can’ı) Aşınç(oraya-Tanrı katına- aşmış bunuyor.)

 

Fransa’da Lasko (Lascaux) mağarası:

uç ËSİ el…kişi CAN’ının uçması… yâni can’ın, kişinin ölümü

 

(Ben) zamirinin doğuşu: UB = En yüce İ.Ö.9.000’ler…

BU, yaklaşık 5.000…BUN yaklaşık 3.000…Mën yaklaşık(0).. Ben.

Ësi-Ëm, bugün BEN-İM…

(Ë‘nin seslendirilmesi, İ’ye yakındır; ËM, ÏM sesi verir.)

Ësi , yerini ne zaman BEN’e vermiştir; Bu, dilcilerin araştıracağı bir konudur!

 

VAN, Tîr-i şin yaylâsı

  • ËS Oq….ËS(dir) Oq(kişisi)….Oq(kişisi)DİR.

 

İSKİT’lerden ET/mek fiiline bir örnek :

  • Uç Ësig  Ïl-At (lider halk’a), At-Añıs (izafe edilen),

Uç-Uçuñ (Devlet) ËDİLİNTU (edilen, hâlinde)….

 

OL/mak fiilinin doğuşu:

Cunni mağarası –Erzurum- İ.Ö. en geç 3.000’ler.

  • On ÏSİLİS….On(Hun) olan

 

Etrüskler’den İ.Ö.1.000

  • At öküdüç Ïsil oñusuğ OLUMUN oquşuñ… (düşüncelerin, anımsamayıOLUMLU kılan okunuşu)

Bu gösteriyor ki OL/mak fiili 1.000 tarihlerinde ortaya çıkmıştır.

 

Ön-Türkçe, İM/ek fiili, Hazar’dan Çin’e kadar uzanan Türkistan’da, zaman ve mekânda yerel çeşitlemeler vermiştir: Ësi-Ëm, Tatarlar’da MİN-BİN şekline dönüşmüş, bu da Almanca’da İCH-BİN, Hollandaca’da İCK-BEN olmuştur. Etrüskler’de ise, ËM-ËSİ’dir. İngilizler’de, I AM’e dönüştüğü düşünülebilir.

 

Eleştiriler

  • Kül-Tìgin 732’de değil, 575’te ölmüştür. Bunu,
  • 6’ncı yüzyılda yaşamış olan Çinli tarihçi LİU MAT TSAİ’ın, Kül-Tïgin konusunda yazmış olduğu 6 makaleden çıkarıyoruz.  Aynı yüzyılda,
  • Kül-Tïgin, Bizans’la  ticaret antlaşması yapmıştır.
  • Demek ki, ileri sürülen 8.yüzyıl tarihi yanlıştır, Batı merkezli Tarih tarafından 200 yıl ileri atılmıştır.

 

Türk Kültür ve Tarih çalışmaları, kısacası

  • Batı Merkezli Türk Tarihinin saptırma, yok etme, üstünü örtme taktiğinden geçersiz kılmak için gerekli öğe şudur :
  • Türk Kültür ve Tarihi,
  • “doğduğu Orta Asya’da ve
  • doğduğu dil olan Türkçe’de araştırılır. Öteki kaynaklar yardımcıdırlar.

 

Genelde, başvurulan İngilizce kaynaklarda

  • 23 sesli İngiliz alfabesiyle,

· 38 sesli Ön-Türk yazısını ifade etmek imkânsızlıklara ve büyük yanlışlara neden

olur. Buna bir de

· sesleri kulakla algılarken yapılan yanlışlıkları katmak gerekir, örneğin :

Büyük Rumen etnolog M. Eliade, Sibirya’da yaptığı araştırmalarda

· BOĞA adını  kulağıyla BOA diye algılamış ve Hindistan’da bulunan bu tropikal

hayvanın Sibirya’da bulunuşunu

· HİNT KÜLTÜRÜNÜN SiBİR kültürüne etkisi olduğuna karar vermiştir.(!)

 

Verdiğiniz kaynaklardaki yazarların

· 39 Asya Türkçesinden bir kaçına sahip olmuş olmaları gereklidir. Aksi halde,

  • İslâmiyet öncesi tarihe iniş
  • yakıştırmaya, tesadüflere dayanır, bilimselliği şüphe yaratır.

 

Çin’de ilk iki devleti kuranlar Ön-Atalarımızdırlar: Bu yıllarda Çinliler

    1. TÜPÜT yani Tibet’te geri kalmış bir dağ kavmi olarak bulunuyorlardı. Zamanla Tibet’ten inerek Ön-Türklerin kurmuş oldukları iki hazır devleti içinden fethettiler.
    2. Hun devleti Orta Asya’da ilk kurulan Ön-Türk devletlerinden biridir, adı

· ON-UYUL’dur. Bu devletle ilgili “siyasal değer taşıyan” –şimdilik- ilk belge

İ.Ö.5.000 tarihli “ON NOTASI’dır. Demek ki,

· Çin dilinde Hunlarla ilgili belge aramak bilim dışıdır.

8inci yüzyıldan aşağılara inememenizin nedeni

  • Kâzım Mirşan’ın bulguları karşısında kemikleşmenizdir ki,
  • tümüyle hissîdir.

Eğer onu bilimsel araştırmacı olarak kabul etmiyorsanız,

· akademik disiplin gereği onu

· haberci olarak kabul etmeniz,

· okuma ve açıklama şekli konusunda

· ön yargılarınızı kenara itip

· açıklama  istemek gereğindesiniz.

· Aksi hâlde itirazlarınız boşlukta kalır. İtiraf ettiğiniz gibi 8inci yüzyıla çivilenmiş

olduğunuz gibi

 

1970’denberi bu teşebbüste bulunulmadığı için,

· bilgilerinizin 6.yüzyılda kalması sonucu,

· ülke SEVR şartlarına getirilmiştir.

 

Mirşan’ı reddetmek için

  • “yöntemi yanlıştır” iddiasındasınız; yönteminiz doğru ise,
  • neden şimdiye kadar
  • bir tek damga ve yazı okuyamadınız?

Meslektaşlarınız, Damgaların Göçü belgeselinde,

  • Kaşgarlı Mahmud’un okuduğu damgaları,
  • taraflarından ilk okunuş  havasında verdiler.
  • O damgalar arasında, haç şeklinde olan OQ damgasının önünde duran akademisyen
  • kuş şekline dönüştürülmüş OQ damgasının sayıları birer kavramı ifade eden kanat türleri karşısında ancak
  • çok eski dönemlere ait damgalar açıklamasını(!) yaptılar.

Soruyoruz, “çok eski dönemlere ait ifadesi” bilimsel midir yoksa

  • halk tarafından, her hangi bir kişi tarafından da verilebilir mi?

 

Ben,

  • Çok kereler alay edildiğim gibi, Piyanist, Etnolog, yâni
  • dilci olmayan Halûk Tarcan yapmış olduğum araştırmalarda
  • bu damganın daha gelişmiş şeklini
  • HALPA (hua al-apa = Halep) adını taşıyan Halep yöresinde kazılar yapan Fransız arkeologların
  • SIRMALI TAŞ adını verdikleri yazıtta buldum; tarihi Lyon, termo-nükleer laboratuarından yapılan testle
  • İ.Ö. 9.300/ 8.700 olarak tespit edilmiştir.

Sonuç 1:

  • Anadolu’daki kaya resminde asılı bulunan resmin tarihi en aşağı bu olacağına göre,
  • Ön-Atalarımız Ankara yöresinde İ.Ö.10’binlerde bulunmuş olacaklardır;

Sonuç 2:

  • Ankara adının ANCYRA; yani gemi çapasından doğduğu iddiaları BATI MERKEZLİ TARİHİN yutturmasından ibarettir. Çünkü
  • 900 metre yükseklikte, Anadolu’nun tam ortasındaki yaylâda gemi ve çapası ne arar?
  • Bu ad, AT…İN…ON.. ËR…AT damgalarından oluşan bir Ön-Türkçe cümledir…

Ön-Türkçe ve ondan önce gerekli Orta Asya Türkçelerinden bir kaçını bilmediğinize ve de 6’ncı yüzyıl Türkçesiyle okuyamayacağınıza göre ne yapılacak:

  • Kâzım Mirşan’a  başvurulacak.

Sonuç 3:

  • Anadolu Türk tarihini, uzun yaşamı boyunca 1071’e kenetlemiş olan Akurgal’ın,
  • Doğu Anadolu’da ekibiyle
  • 30 yıl çalışarak Anadolu’ya 13’binlerde gelmiş olduğumuzu ortaya çıkaran
  • Pof.A.Erzen’in haklı olduğu ve
  • bunun derhal kitaplara geçmesi gereği – eğer Türk olmaktan ve Türk kültüründen utanç duyulmuyorsa- ortaya çıkmıştır..

Sonuç 4: Ankara Hamam yazıtı

Akademisyenler,

  • özellikle Roma tarihçileri
  • önlerinde damgalarıyla, açık ve seçik bir şekilde “arz-ı endam eyleyen” koskoca sütunun
  • ne olduğunu hiç merak etmemişler ya da
  • Batı Merkezli Tarih susmayı ilham etmiştir?

 

  • Mirşan’ın Ön-Türkçe damgaları seslendirmesini eleştirirken, nasıl olur da
  • Türkçe bilmeyen Ramsted’in okumasını kabullenirsiniz  ve de
  • neden Mirşan’a seslendirme sistemini sormazsınız?

 

  • İlkokulu Çince, Ortaokulu Rusça okumuş olan Mirşan gibi,
  • 7 Orta Asya Türkçesini okur, yazar ve konuşur, çalışmalarını
  • eski Grekçe, eski Lâtince ve Sanskritçe’de genişletebilen kaç Türkoloğumuz vardır?
  • Yukarıdaki soruları bana soran DOSTLARIMIZ’ın formasyonları bu seviyeye yakın mıdır?
  • Pek çok Ön-Türkçe sözcükleri yanlış okuduğunuzun farkında mısınız? Örneğin, Tonyukuk( OTUÑ-UQUQ), Alpertunga(ALPARUNGU), Göktürk(ÖKÜK TÜRÜK) vb…

 

  • “ 61-Zazaca: “… Zazaca, bilindiği gibi, İran dillerinden çok Farsça’ya yakın..”
  • Yanıt : Farsça’nın kökeninin BİLİNMEYEN BİR DİLE ait olduğu tespit edilmiştir(Les Parthes, Dossiers d’Archéologie  No:271/2002); Batı’nın bilinmeyen dediği dil, daima Ön-Türkçe’dir.
  • Elimizde bu döneme ait üzerinde Ön-Türkçe yazı olan paralar vardır.
  • Pater( AP-ATA ËR), Ön-Türkçe’den gelir, artık terk edilmiş olan Hint-Avrupa dillerinden değil.

 

  • S.62, alt satır 5 “..mastar eki me-ma ile me-ma olumsuzluk yaratıyor..”
  • Yanıt: Me-ma’nın mastar eki olması için mek-mak olmaları gerekir. Me-ma, Türkçe’nin ses zenginliğini gösterir, aralarında vurgu farkı vardır: yapma, son hecedeki vurgu ile emir’dir, yapma, ilk hecedeki vurgu ile sahte, yapay vb… anlamlarını alır.

 

Sanırım, “ Bir dokun bin ah işit, kâse-i fağfûrdan” diyerek yazımı burada kesmem gerekmektedir.

Dostlara sevgiler ve saygılarla..

 

Halûk Tarcan      Bilimsel Araştırmacı (CNRS/Sorbonne 6’ncı section-Paris)

Mecidiyeköy  16 / 02 / 2011

 

----------------------

kaynak:

http://www.mevzuvatan.com/haber/3422-ataturk-ve-mirsan-in-baskaldirisi-5.html

 

Powered by Bullraider.com
 
Telif hakkı©2011 Metin YILMAZ www.kutsalkitaplar.net Bu sitenin bütün hakları saklıdır.
 
Kutsalkitaplar.net sitesinde bulunan bize ait makaleler ve e-kitaplar (A'dan Z'ye Kitabı Mukaddes) yazarın izni alınmadan ticari amaçla kullanılamaz. Ticari amaç taşımayan kullanım, yazarın ve sitenin kimliği belirtilerek kullanılabilir. kutsalkitaplar.net sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kisişel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
 
 
 
 
Tekrar kullanım:
Bu sitede bulunan bize ait makaleler, kopyelenip ücret ödemeksizin aşağıdaki şartlara uyup kullanılabilir.
(1) - Kesinlikle ücret talep edilmeyecek.
(2) - Makalelere herhangi bir yazı eklenmeyip, çıkarılmayacak. Websitenizde en az harf büyüklüğü 10pt kullanılacak
Sitemizde yer alan yazılar ve haberler kaynak URL belirtilerek kullanılabilir. 
Not:Yukarıda bahsettiğimiz bu şartlar bize ait olmayan makaleler için geçerli değildir.