Parapisikoloji:. SUFİZM VE PARAPSİKOLOJİ

 

 Prof. Dr. Anjum Khilji


Aşağıdaki makale, ABD North Carolania’daki Duke Üniversitesi Felsefe Profesörlerinden ve aynı zamanda aynı Üniversiteye bağlı Parapsikoloji Enstitüsü görevlilerinden Prof. Dr. Anjum Khılji tarafından hazırlanan “Sufizm and Parapsychology, Some Aspects” başlıklı rapordan özetlenerek Türkçeleştirilmiştir.
 


Parapsikoloji ya da ruhsal araştırmalar, son zamanlarda yapılan birtakım araştırmalar sayesinde ortaya çıkmış yeni bir disiplin değildir. Asırlardan beri bir türlü bilimsel bir açıklama getirilmemiş deneyimlerin bir kategorisidir. Yeni olan, bilimin paranormal vakalara birtakım analitik yöntemlerle yeni yeni yaklaşımıdır. Aslında alan olarak da iyice tanımı yapılmış değildir.


Parapsikolojik etütler alanına durugörüden telepatiye, prekognisyondan psikokineziye, eski hayat hatırlamalarından ölüme yakın deneyimlere, hatta ölümden sonraki hayata kadar (bunların yan dalları da olmak üzere) birçok konu girmektedir.


Dinler ve dinler tarihi konularıyla ilgilenmiş olan herkes bilir ki: Bir kısmını yukarıda belirttiğim parapsikolojik olaylar hemen hemen tüm dinsel kaynaklarda (Tevrat, İncil, Kuran başta olmak üzere...) ve yazıtlarda geçmektedir ve genel bir eğilim olarak da bu dinlerin izleyicileri tarafından paranormal olaylar, hiç değilse, inanç düzeyinde kabul edilir. Bu konuda insanların inançlarıyla ilgili bir araştırma 1984’de Pakistan’da yapılmış ve soru listesini (anket) yanıtlayanların % 89’unun paranormal olaylar ya da PSI fenomeni gerçek olarak kabul ettikleri ortaya çıkarılmıştır. Çoğu İslam kültürüyle ilişkili olan bu insanlar klervoyans’, telepati” gibi parapsikolojik terminolojiden habersizdiler ama kendi dinsel kültürlerinde bulunan ‘keşf’ ve ilham” gibi sözcüklerle aynı fenomeni kastediyorlardı.
Spontan (kendiliğinden) ruhsal deneyimler parapsikoloji için en temel malzemedir. Bir parapsikoloğun yaptığı; PSI fenomenleriyle ilgili kaynaklardan enformasyon toplamak, bunları laboratuar şartlarında tekrarlamaya ve sonunda bir tanım getirmeye çalışmaktır. Söz konusu laboratuar çalışmalarının bir amacı da fenomeni kontrol altına almaktır.
Paranormal olayların bu amaçla sistematik ve bilimsel etüdüne ilk olarak 1882de Londra’da Ruhsal Araştırma Derneği’nin kurulmasıyla başlanmıştı. Bu derneğin amacı, kendi kurucularının ifadesiyle: Hiçbir peşin hüküm ve etki altında kalmadan bilimsel bir anlayışla insanın melekelerini incelemek ve tanımaktır.” Cambridge Üniversitesi’nden Henry Sidwick ilk başkanları olmuştu. O zamanlar araştırmalarının çoğu spiritüalizme, medyomluğa ve ölümden sonra hayat konusuna yönelik olarak yapılmıştı. 19. yüzyılda da yaygın olan inanca göre, medyomlar vasıtasıyla, ölmüş olan kimselerin ruhlarıyla görüşülüyordu.
O zamanki araştırmacıları ilgilendirmiş olan ikinci bir araştırma alanı da paranormal deneyimlerle ipnoz halinin ilişkili olup olmadığı hususu olmuştur. Paranormal fenomenin kanıtının değerlendirilmesiyle ilgili olarak araştırmalarda matematiği ilk olarak kullanan Charles Richet olmuştur. Bu tutum bir bakıma laboratuar çalışmalarına destek sağlamıştır.
Kuşkusuz, konu, akademik disipline girmesi bakımından yeni bir hareketi, Dr. J. B. RHINE ile kazanmıştır. Rhine, 1930’larda Duke Üniversitesinde laboratuar şartları altında son derece ileri ve yoğun denemeler gerçekleştirdi. Sonuçların değerlendirilmesi için kantitif ve istatistik yöntemleri de devreye sokan Rhine’ın çalışmaları, doğal olarak parapsikolojinin bilimsel temellerini oluşturmuştur.


O yıllardan beri parapsikolojinin çeşitli dallarında çeşitli araştırmalar yapıla gelmiştir. Tüm bu deneysel araştırmalar yardımıyla parapsikologlardan beklenen; telepati, durugörü, prekognisyon ve PK fenomeni gibi paranormal yeteneklerin mevcudiyetine kanıt getirmektir. Bu kanıtlar aranırken ardı arkası gelmeyen bir yığın soruyla karşılaşıldı. Örneğin, PSI bireysel bir yetenek mi, yoksa yaygın bir fenomen mi? Ne tür insanlar daha iyi DDA süjesi olabilirler? Ruhsal yeteneğin ortaya çıkışında kişinin yaşının, sağlık durumunun ve cinsiyetinin rolü var mıdır? Parapsikolojik fenomenle ilgili psikolojik ya da fizyolojik haller var mıdır? Ruhsal yetenekler bazı pratiklerle ve eğitimle geliştirilebilir mi? Gibi… Ruhsal fenomenle ve onun incelenmesiyle ilgili er önemli sorun, onun istenildiği zaman elde edilememesi ya da ortaya çıkarılamamasıdır, Bu nedenle parapsikologlar yukarıdaki sorulara yanıt bulmaya çalışırlarken, bir yandan da değişik şartlarda bu yeteneğin tabiatını keşfetmeye gayret ediyorlar. Bununla birlikte yapılan denemelerle parapsikologların fenomene karşı güvenleri gün geçtikçe artmaktadır. Ve bilinen laboratuar denemelerinin yanı sıra parapsikologlar insanların kültürlerini, dinlerini, hatta antropolojik durumlarını bile incelemeye yönelmişlerdir.


İşte bu tür çalışmalardan ortaya çıkan bir gerçeğe göre, yazının başında da belirtildiği gibi, paranormal fenomen başlığı altında sıralanabilecek olaylara tüm dinsel kaynaklarda da rastlanmıştır. Bunların birisi olan İslam’da da gerek Kur’an ayetlerinde, gerekse çeşitli İslam düşünürleri tarafından yazılmış tefsir ve felsefi eserlerde PSİ fenomeni ya da DDA ile ilgili örneklere bol bol rastlamak mümkündür: Hadit (Şah Müslim), Teoloji (Suhreverdi, Hücvair), Felsefe (Gazali, İbn Arabi) vs. bu kaynaklardandır. Miraç olayı, Ayla ilgili Şukül Kamer de İslami tradisyonda yaygın olarak bilinen ruhsal deneyim prototiplerindendir. Buna göre, Kuran’da geçen Yusuf’un rüyası görmemezlikten gelinecek gibi değildir. Muhammed Peygamber’in kehanetleri de öyle. Ayrıca Ömer’in ve Ebubekir’in kayıtlara geçmiş benzer deneyimleri diğer önemli örneklerdir. İslami kültürün belki de en güzel ve belirgin ruhsal deneyimleri (Batı’da daha çok “sufizm’ olarak bilinen) tasavvuf erbabı arasında yaşanmıştır. Tasavvuftaki çile olayı’, daha doğrusu “çile deneyimleri’ sırasında müridin yaşadığı değişik şuur halleri paralelinde parapsikoloji alanına direkt olarak giren DDA deneyimleri yaşanır. Bunlar başarılı bir çile deneyiminin en belirgin ve normal tezahürleridir. Bunlar tasavvufta çeşitli haller, değişik haletler olarak bilinir ve genellikle herkese, Özellikle ehil olmayan kimselere açıklanmaz, gizli tutulur. Yalnız müritle öğretmeni (inisiyatör) tarafından bilinir. Tasavvuf yolunda başarılı bir şekilde ilerleyen bir müridin (sufinin) yukarıda söz konusu edilen halleri yanı sıra, şu yetenekleri de gelişir ki, hepsi de parapsikolojinin araştırma alanına giren vakalardır:


a) Hay Sıfatı: Bu duruma gelen biri evren ruhuyla bağlantı kurma yeteneği kazanır: ondan enerji çekebilir ve bununla levitasyon ya da öteki fiziksel gösterileri, marifetleri yapabilir.
b) Alim Sıfatı: Bu duruma gelen bir kimsenin bilgisi son derece artmış durumdadır, sahibi olduğu yetenek ile olayları önceden bilebilir.
c) Semi Sıfatı: Eşyalardan gelen ve sıradan İnsanların duyamadıkları sesleri duyar hale gelmek.
d) Görücü Sıfatı: Sıradan insanlar tarafından (beş duyularıyla) algılanamayan fenomenlerin algılanması gücünün elde edilmesi.
Yukarıdaki aşamalardan üçüncüsünün öteki adı ‘Insan-ı Kamil’dir. Sufi eğitimi esas olarak dinseldir. Bu eğitim sırasında DDA yetenekleri birer ikişer açılır ama onlar bunu amaç edinmemişlerdir ve aslında pek çok Sufi de paranormal vakaların ortaya çıkmasından sakınırlar. Bu yeteneklere onlar, ‘keramet’ derler. Bunların örnekleri konuyla ilgili kaynaklarda bulunmaktadır.


Sufiler kendi aralarında yaptıkları özel toplantılarda bu yeteneklerini birbirlerine kendilerine özgü bir dil ve terminoloji içinde anlatırlar. Deneyimlerinden ve geçirdikleri şuur hallerinden birbirlerini haberdar ederler. Sıradan insanlara bunlardan söz etmezler, onların yanında onlar gibi yaşarlar. Zaten bu deneyimleri geçirmemiş olanlar anlatılmak isteneni anlayamazlar ya da yanlış anlarlar, yanlış yorum yaparlar.


Aşağıda ele alınanlar; bir sufinin gelişim aşamalarıdır, inisiyasyonu sırasında içinden geçtiği merhalelerdir, gelişim aşamalarıdır. Belirli bir aşamadaki durumu, onun genel gelişimi hakkın da İnisiyatörüne (ki buna da “şeyh” derler) önemli ipuçları oluşturur. Bunlara sufi inisiyasyonunun “Spiritüel metotları” da diyebilirsiniz.

Spiritüel Metotlar

a) İnisiyasyon: Bununla kastedilen bireysel egonun ölümü ve tekrar doğuşudur. Bu hal müridi sonsuza bağlar ve aynı zamanda “kapı”nın açıklığı demektir. İnisiyasyonda bir mürşide (şeyh, inisiyatör) muhakkak ihtiyaç vardır. Zira mürid halüsinatif ya da imajinatif hatalara düşerek yanlış yollara sapabilir. Sufizmde şeyhlerin inisiyasyon şekilleri birbirinden ayrılık gösterir. Bu nedenle hemen hemen her büyük şeyhin tarikatı bir diğerinden farklıdır.
b) Meditasyon (Fikr): Meditasyonun işlevi, kalp Allah’a konsantre olmuşken, zihnin yan düşüncelere dalmasını önlemektir. Meditasyon süresi genellikle kırk gündür. Müridin Spiritüel gelişimi mürşidi tarafından devamlı olarak izlenir.
c) İnvokasyon (Zikr): Sufizmde fikr, zikrin pasif şeklidir. Sadece bu farkla birbirinden ayrılırlar. İnsan kafası düşünmeden duramaz, ama bu düşüncenin ya da düşüncesinin ötesine geçebilir. Sufiler için “zikr”siz “fikr” olmaz. “Zikr” sözcüğünün üç anlamı vardır:
Değinmek, çağırmak ve hatırlamak. Allah’tan söz ettiğimiz zaman O’nun adım çağırırız. Adını çağırdığımız zaman da O’nu hatırlarız. Bu çağırma ya da davet aşamasında bir meditasyon yapılır ki bunun türü, mürşidin (şeyhin) mensubu bulunduğu tarikata göre değişir. Bu, sözsel, kalpsel ya da toplu halde (kolektif) olabilir. Sufilerde par-anormal vakaların kontrol altına alınması hususunda “Zikr” konusu kaçınılmaz bir yöntemdir.
d) Kontemplasyon (Şuhut):Mürit kontemplasyon yaparken, ilahi niteliği haiz bir imaj ya da fikir üzerine konsantre olur.
e) Oruç (Savm): Bu tür inisiyasyonlarda, pratik nedenlerden dolayı, ‘az yemek” daima önemsene gelmiştir. Sufiler oldukça sık oruç tutarlar. Bazıları Ramazan orucundan sonra da bu işe devam ederler. Bazen bir süre birer gün arayla oruç tutarlar. Yani bir gün yerler, bir gün oruçlu bulunurlar. Bu sayede vücutlarının oruca alışmasını engellemiş olurlar. Üstün bir şuur halinin elde edilmesi için sufi çevrelerinde orucun ayrı bir yeri vardır. Ruhsal yeteneklerden yararlanma bakımından orucun ne derece etkili olduğu incelenmeye değer bir konudur.
f) Dua (Salat): Gerek tek başına, gerekse merasim içinde yapılan dualar müridin ya da bireyin semaya, Allah huzuruna yükseldiği vesileler olarak kabul edilir. Dua eden bir kimsenin zihni daima kontemplatif ya da meditatif bir durumdadır.
g) Sema: Mevlana Celaleddin-i Rumi tarafından geliştirilmiş bir tür dönme dansıdır. Ruhsal durumun yükseltilmesini amaçlar. Semanın başlangıcında ekseriya bir zikr vardır. Mevlevi Sufilerinin görüşlerine göre Semaya girmek için dış uyaranların sınırlanması lazımdır. Zira dış duyumlar iç duyumların öne çıkmasını engeller. Sema ayrıca sufinin iç gözü ve sezgi gücü bakımından yararlıdır.
Sufi literatüründe geçen bazı makamlar (ve ahval) şunlardır:
Tevbe, 2. Tevekkül (Allah’a güven), 3. Fakr (yoksulluk), 4. Sabır, 5. Şükür. 6. Gönül hoşluğu, 7. Korku ve Ümit, 8. Muhabbet ve Marifet (bilgi, eğitim)
Ahval (Haller):
1. Kabs
2. Cem. Tefrlic
3. Sahv
4. Fena. Beka
5. Şuhut, Gaybet
Kural olarak, keşf ve ilham yeteneğinin açılmasından sonra, mistik pratiklere devam edilir. Bu pratiklerin akışı içinde mürit esas varlığının farkına varır, en yükseğinden en aşağısına kadar tüm realiteleri algılar ve bu aşamadan sonra da bereket sergileme yeteneğine kavuşur. Bu sayede aşağı varlık alemlerinde etkinliği artar ve istediği zaman buradaki varlıkları hizmeti altına alabilir. Sufi ermişlerinin hayatlarını kaleme almış olan Aal Munawi (1545–1621) aynı zamanda onların bereketinden de söz etmiştir, Bazıları parapsikoloji tarafından incelenen ruhsal yeteneklerle ayniyet arz eder:
1. Şifacılık: 2. Ateşten etkilenmemek (yanmamak): 3. Gizli şeylerin bilinmesi; 4. Başkalaşıma uğratmak: 5. Levitasyon, astral seyahat, su üstünde yürüme, hayvanları etkilemek: 6. Ölüyü hayata döndürmek; 7. Bedenin kokuşmasını önlemek: 8. Aynı anda bedensel olarak iki ya da daha fazla yerde olmak; 9. Gereksinim ve şartların senkronizasyonu;
10. Görülmez-Görünmez hale gelmek: 11. Aydınlık hale gelmek.
Bu sınırlı sayfalar içinde tüm deneysel PSİ literatürünün gözden geçirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle burada rneditasyon, rölaksasyon gibi içsel dikkat hallerinin PSİ fenomeni bakımından rollerine değineceğiz. Eğitimleri sırasında sufiler tarafından kullanılan spiritüel metotlara yakından baktığımız zaman, içsel uyanıklık hallerine epeyce önem verildiğini fark ederiz. Bunlar da ruhsal fenomenin olanaklarıdır. Sufi deneyimlerinde ise bir yan üründen başka bir şey değildir. Parapsikologlar da süjelerini PSİ üretmek üzere özel hallere sokmak istedikleri zaman, olaya hemen hemen aynı yaklaşım içine girerler. Yine de değişik şuur hallerinin parapsikolojideki kullanımı sufi pratiğindekilerden çok daha sınırlıdır. Parapsikologlar bir tek, örneğin meditasyonun etkisini etüt ederlerken, sufiler deneyim geçirmek için tüm metotları (arka arkaya) kullanırlar. Parapsikolojide, düşünceler ve imajlar gibi içsel olaylarla bağlantılı uyanıklık halleri, PSİ enformasyonunun şuura yönlendirilmesinden yararlanılması öngörülür. Meditasyon, rölaksasyon ve ipnoz üzerindeki deneysel çalışmalar duygusal uyaranlara göre meydana getirilir. Örneğin, kırmızı ışıkla aydınlatılmış göz hizasında bulunan bir pinpon topuna süje baktırılırken, aynı zamanda da özel bir ses dinlettirilir. Bu sırada vücudu son derece rahat bir pozisyondadır.

Meditasyon

1970 ve 1971 yıllarında Gallace ve Bensonla birlikte Wilson’un yaptıkları psikofizyolojik etütler göstermiştir ki, meditasyon gerçekten de içsel kargaşa ve karmaşanın azaltılmasında etkili olmaktadır. Bunlardan ayrı olarak 1969da Deikman’ın yaptığı bir dizi deneysel çalışmadan da meditasyonun görsel algılamada birtakım değişiklikler meydana getirdiği ortaya çıkmıştı. PSİ yeteneğinin uyandırılmasına yönelik olarak meditasyonun ilk kullanılışı 1970’de Schmeidler tarafından olmuştur. Bu çalışmalardan olumlu sonuçlar alındıktan sonra. PSİ denemelerinden önce rneditasyonun kullanılması denemeleri Rao tarafından da yapılmıştır (1984). Tüm bu çalışmalarda meditasyonla, PSİ yeteneğinin ortaya çıkışı arasında gözden kaçmayacak bir korelasyon saptanmıştır.

Rölaksasyon

Zihinsel ya da adalesel rölaksasyon (gevşeme) parapsikologlar tarafından kullanılan başka bir teknik. Özellikle Rhea White’ın 1964’te yaptığı çalışmalardan sonra anlaşılmıştı ki, PSİ çalışmasına başlarken rölaksasyon haline girilmesini başarıyı artırmak bakımından önemlidir. Daha sonraki yıllarda (1973) Braud yaptığı bir dizi deneme ve çalışmalardan sonra, rölaksasyon tekniği adalesel gevşemenin PSİ haline geçişte çok yararlı olduğu iyice ortaya çıkmıştı.

Hipnoz

1903’den beri (Myers’le birlikte) parapsikolojik araştırmalarda hipnozun önemli bir yeri bulunmaktadır. Tart’ın (1967) belirttiğine göre, hipnozda süjenin zihinsel imajinasyon gücünün artması söz konusudur ki bu sayede herhangi bir şeyi normal durumundakinden daha açık bir şekilde gözünün önüne getirebilir, zihninde canlandırabilir. Hipnoz kişinin kendi kendisini ve etrafındakileri algılamasını değiştirir. Hatta bir bakıma, bir yere kadar kavrama (öğrenme) sürecini bile artırmaktadır. Keza bellek işlevlerini ve şuuraltını da olumlu yönde etkilediği, gözlemler ve deneyler sonucu ortaya çıkmıştır.


Fahler (1957) yaptığı denemelerinde hipnoz ile yüksek PSİ performansı elde etmişti. Kendileriyle çalıştığı dört süje üzerinde durugörü ve prekognisyon celseleri yapmıştı. Bu süjeler normal haldeyken başarıları tesadüf düzeyinde bulunurken, hipnoz halinde bulundukları sırada başarıları tesadüf düzeyinin çok üzerindeydi. Bu konuda yapılan 51 denemenin 45’inden (hipnozla PSİ arasındaki pozitif bağlantı konusunda) olumlu sonuç alınmıştı (Rao,1984). Hipnoz çalışmalarında deneyci (operatör) ile süje (medyom) arasında bir tür ve bir dereceye kadar ahenkli bir ilişkinin kurulduğundan söz edilebilir. Belki de bu sayede süjenin PSİ alıcılığı ya da geçirgenliği artmakta olabilir. İşte aynı durum sufizmde mürşitle mürit arasında olmaktadır.

Ganzfeld

Genellikle bilindiğine göre, beş duyudan yalıtlanma PSİ fenomeninin ortaya çıkışını kolaylaştırmaktadır. İşte ganzfeld uyaranı bu amaçla ve bu kolaylığın daha da artırılması amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle süjenin bu sayede çevresiyle olan ilişkisi büyük ölçüde azaltılmaktadır (Ornstein, 1971). PSİ algılama halinin ortaya çıkarılması amacıyla ilk basılı ganzfeld etüdü, 1974 yılında Honorton ve Harper tarafından rapor edilmişti. Bu konuda, parapsikoloji literatürüne de geçmiş olan 48 deneysel etütten 34’ünde olumlu yönde sonuç alınmıştır (Rao, 1984).


Tüm bu çalışmaların sonunda hazırlanan içsel dikkat halleriyle sufi metotlarında gözlenen haller arasında aşağıda yazılı hususlarda ortak yanlar bulunmaktadır:
1) Benlikle ilgili sınırlarda değişme,
2) Eşyaların algılanmasıyla uzay-zaman kavramlarında değişiklik,
3) İçsel imajinasyonun aktivasyonu (hareketlenmesi),
4) Seçici dikkat.
Parapsikologlar sufilerinkilere benzer teknikleri kullanmakta epeyce ilerlemiş olmalarına rağmen: alınan sonuçlarda, yanılmıyorsam, birtakım kalitatif farklılıklar bulunmaktadır. Deneyimin tabiatı, deneyimin üzerinde kendi kendine (gönüllü) kontrol ve belirli bir düzeyde (deneyimin) tekrar edilebilirlik şansı çok ayrı ayrı şeylerdir. Bu kalitatif farklılıkların yanı sıra, her iki disiplindeki yaklaşımların tabiatları da farklıdır: Birisi ruhsal iken, öteki deneyseldir. Sufiler, genel gelişimleri içinde tüm teknikleri kullanırlar. Öte yandan parapsikologlar ise sadece bir tek tekniği ele alırlar. Bununla kuşkuların mümkün olduğu kadar az olduğu sonuçlar elde etmeye çalışırlar.


Sufiler paranormal fenomenin ortaya çıkışını gerçek deneyimlerinin doğal bir yan ürünü kabul ederlerken; parapsikologlar bu fenomenin güvenirliğini laboratuarda yakalamaya çalışırlar. Fakat bu kuşkusuz deneysel parapsikolojinin önemine ve değerine gölge düşürür. Parapsikolojinin, ne olursa olsun, tüm bu yaklaşımıyla insanın fiziksel olmayan yanının algılanmasına hizmet ettiği ortadadır. Alınmakta olan pozitif sonuçlarla bu alanda yapılmakta olan araştırmalar, ruhsal fenomenin, bazılarının iddia ettikleri gibi, halüsinasyon ya da batıl itikat olmadığı gerçeğini gün be gün ortaya koymaktadır. İnsanın derinliklerinin içyapısının daha iyi anlaşılması bakımından dinsel disiplinlerle parapsikolojinin bağlantı noktalarına önem verilerek işbirliğine gidilmesi, her iki taraf için de yararlı sonuçlar getirecektir.

kaynak:

http://www.parapsikoloji-tr.org/makaleler/yazilar/par18.html

Powered by Bullraider.com
 
Telif hakkı©2011 Metin YILMAZ www.kutsalkitaplar.net Bu sitenin bütün hakları saklıdır.
 
Kutsalkitaplar.net sitesinde bulunan bize ait makaleler ve e-kitaplar (A'dan Z'ye Kitabı Mukaddes) yazarın izni alınmadan ticari amaçla kullanılamaz. Ticari amaç taşımayan kullanım, yazarın ve sitenin kimliği belirtilerek kullanılabilir. kutsalkitaplar.net sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kisişel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
 
 
 
 
Tekrar kullanım:
Bu sitede bulunan bize ait makaleler, kopyelenip ücret ödemeksizin aşağıdaki şartlara uyup kullanılabilir.
(1) - Kesinlikle ücret talep edilmeyecek.
(2) - Makalelere herhangi bir yazı eklenmeyip, çıkarılmayacak. Websitenizde en az harf büyüklüğü 10pt kullanılacak
Sitemizde yer alan yazılar ve haberler kaynak URL belirtilerek kullanılabilir. 
Not:Yukarıda bahsettiğimiz bu şartlar bize ait olmayan makaleler için geçerli değildir.