Parapisikoloji:. PARAPSİKOLOJİYE KISA BİR GİRİŞ
- Mekale Detayları:
- Kategori: Parapisikoloji
- Oluşturulma tarihi: Cuma, 10 Haziran 2011 00:55
- Son günceleme: Pazar, 04 Eylül 2011 13:25
- Yayın tarihi: Cuma, 10 Haziran 2011 00:55
- Makale Yazarı: Bu makale İnternetten alınmışdır, sayfa altında referansı verilen,
- Gösterim: 48
Ruh denen varlığın bedende tezahüründen dolayı ortaya çıkan duyular dışı olayları ya da duyular dışı idraklerimizi (DDİ) günümüz psikoloji bilimi “parapsikoloji” adı altında incelemektedir. Parapsikolojinin araştırma alanına giren ruhsal yeteneklerimiz (PSI), ya zihinsel deneyimler ya da fiziksel etkiler olarak ortaya çıkar. PSI fenomeninin zihinsel ya da sübjektif tipi daha çok duyular dışı idrak ya da duyular dışı algılamalar (DDA) olarak adlandırılmıştır. Bundan kast edilen, bir kimsenin beş duyusunu kullanmadan kendi çevresindeki bir şeye karşı duyarlılık göstermesidir. Bunun içine durugörü (bir eşyanın ya da olayın DDA olarak algılanması), telepati (başka bir kimsenin zihinsel durumunun veya düşüncesinin algılanması) ve prekognisyon (bir olayın vuku bulmadan önce bilgisinin alınması) girer.
PSI fenomeninin fiziksel etkilere neden olan tipi psikokinezi (PK) adı altında incelenir. Psikokinezi, kişinin herhangi bir fiziksel etki kullanmadan çevresindeki eşyaları hareket ettirmesidir.
Bu genel tanımlar çerçevesinde kişi PSI iletişimiyle, çevresiyle, beş duyusu ve kaslarıyla olduğundan daha çok alış veriş halindedir. Günümüz pozitif bilimi parapsikoloji alanına giren olayları, ne tamamen kabul etmiş, ne de tamamen reddetmiş durumdadır. Bunlar “normalüstü” olaylar kategorisinde sınıflandırılır. Gittikçe artan ikna edici kanıtların birikimine rağmen henüz yaygın olarak kabul edilmiş değildir.
Parapsikolojinin Kökenleri
Parapsikoloji bilimi kökenini, yaygın olarak “ruhsal deneyimler” olarak adlandırılan kendiliğinden ortaya çıkan olaylardan almaktadır. Bu tür deneyimler hemen hemen tüm kültürlerin folklorundan anlatıla gelmiştir ve genel olarak rapor edilenler birbirinin çok benzeridir. Chicago Üniversitesi’nin Ulusal Düşünceyi Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırma göstermiştir ki, Amerikalılar’ın büyük bir çoğunluğu hayatlarının bir döneminde bir ya da birden fazla (herhangi türden) bir ruhsal deneyim geçirmiştir. Avrupa ve başka yerlerde yapılan benzeri araştırma ve anketlerle de benzeri sonuçlar elde edilmiştir.
DDA’nın en yaygın tiplerinden birisi “gerçek rüya” olarak adlandırılan rüyalardır ki, bu tür rüyalarda şahıs rüyasında gerçekten o anda bulunduğu yerden uzakta olmakta olan bir olayı algılamaktadır ve çoğunlukla da uykusundan uyanmaktadır. Kişinin rüyasında gördüğü olay hakkında uykuya dalmadan önce hiçbir bilgisi ve düşüncesi yoktur. Fakat rüyasını anlattıktan sonra yapılan incelemede doğruluğu ortaya çıkmaktadır. Bu tür rüyaları anneler çok görmektedirler.
Örneğin, bir anne rüyasında, evden uzakta bir yerde trafik kazası geçiren çocuğunun durumunu (hem de ayrıntılarına varana kadar) görebilmektedir. Bunun biraz değişik bir tipi de gündüz (uyanık olarak) görülen rüyalar ya da algılamalardır. Örneğin, evden uzakta bulunan bir anne birden bire telaşlanarak eve gitmesi gerektiğini düşünür ve söyler. Gerçekten de evine geldiğinde çocuğunu kritik bir durumda bulur. Eve gelene kadar da niçin eve gittiğini, böyle bir itilim içine neden girdiğini bilemez ve açıklayamaz. Bu, anneye/annelere söz konusu çeşitli kaynaklardan gelen sezgisel bilgidir ve anne bunu beş duyusu dışında yani DDA yeteneğiyle algılamıştır. Bu, annenin açıklayamadığı telepatik bir algılama olduğu gibi klervoyan (durugörür) ya da prekognitif bir algılama da olabilmektedir. Çok nadir olarak da ruhsal bir deneyim halüsinatif bir formda da ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda da kişi ortada bir şey yokken, sanki varmış gibi bir şeyin algılamasını (işitir ya da görür gibi) yapmaktadır. Bunlar, DDA’nın kendiliğinden ortaya çıktığı zihinsel türdeki deneyimlerin en yaygın örneklerini oluşturmaktadır.
Spontan olarak (kendiliğinden) ortaya çıkan bu tür olaylar hemen hemen her toplum tarafından ciddiyetle ele alınmaktadır. Bu tür olaylar özellikle maji ve din alanında önemli yer tutmuştur. Fakat ne yazık ki, pozitif bilimin güçlenmesiyle, realitede ikna edici temellerden yoksundur gerekçesiyle, bu tür olaylar göz ardı edilmeye başlanmıştır, en azından parapsikoloji biliminin ortaya çıkışına kadar.
Bilimsel Araştırmaların Başlangıcı
Bu nedenle pozitif bilimin o zamanki katılığından dolayı ruhsal fenomenin felsefî açıdan imkansızlığı benimsenmişti (19. y.y.’ın sonları). Bununla birlikte çok az sayıda öncü bilim adamı konuya karşı ilgilerini canlı tutabildiler. Bu şekilde dinin spiritüel yanıyla bilimin materyalist felsefesi arasındaki çarpışma, bazı insanların zihinlerinde entelektüel krizlere neden oldu. Bu teşevvüşten kendini kurtarabilen bazı araştırmacılar çeşitli ülkelerde konuyla ilgili dernekler kurdular. İşte bu tür derneklerin ilki 1882’de İngiltere’de kurulmuştu. Bunların amacı bilimin metotlarını ruhsal olaylara uygulamaktı. Kendiliğinden deneyimleri topladılar ve yeniden sınıflandırdılar. Bu çalışmalar iki ana yolda gelişme gösterdi:
Bu yollardan birisinde ilerleyenler daha çok, en eski zamanlardan beri toparladıkları kendiliğinden vakalarla telepatinin gerçekliğini kanıtlamaya çalışıyordu. Bu şekilde bir kimsenin zihinsel durumu, kendisinden uzakta bulunan başka birisinin zihnine aktarabildiğini ortaya konmuş oluyordu. Sonunda telepati testleri değişik ülkelerdeki bu tür kuruluşlarda gerçekleştirilmeye başlandı.
19. yy’ın ruhsal araştırma derneklerinde ikici yolda ilerleyenler spiritizm celselerindeki olayların incelenmelerine ve onlarla ilgili testler düzenlemeye giriştiler. Bu alanda en önde gelen iddiaya göre medyomlar ölmüş kimselerle görüşebiliyorlardı, dolayısıyla ölümden sonra bir hayatın varlığı söz konusuydu. Bu araştırmalarda Atlantiğin iki kıyısındaki araştırmacılar rol almışlardır. Fakat bu araştırıcılar yıllar süren çalışmalardan sonra bulduklarıyla pek tatmin olmuşa benzemiyorlardı. Başka bir deyişle araştırmalarda kullandıkları yöntemler problemin çözümünde yetersiz kalıyordu. Bu şekilde pozitif ya da negatif bir sonuca varamadılar.
Bu başarısızlığın önemli bir nedeni telepatinin anlaşılmamış olmasından kaynaklanıyordu. Bu nedenle Batı Avrupa’da ve ABD’de telepati çalışmaları ve testleri yeniden ele alındı. Başta fizikçi Sir Oliver Lodge, Sir William Barrett ve ötekiler 1870’lerde telepatinin gerçekten olup olmadığını ortaya koymak için deneysel testlere giriştiler. Bu öncü girişimlerden sonra 20. yy’ın başlarında Psikolog William James (ABD), G. Heymans (Hollanda), William Mc Dougall (İngiltere) çalıştıkları üniversite bölümlerinde telepati testleri geliştirdiler. Bu çalışmaların sonunda elde ettikleri bulgular, onları, kesin sonuçlara götürmediyse de cesaretlerini ve ilgilerini biraz daha arttırmıştı.
Parapsikoloji Laboratuarı
Günümüzde dünyanın en etkin parapsikoloji laboratuarı ABD, North Caroline, Durham’daki “Foundation For Research on the Nature of Man” (İnsan Tabiatını Araştırma Vakfı) bağlı olarak çalışan Parapsikoloji Laboratuarı’dır. Bu laboratuarın kuruluşuyla ilgili ilk hareket 1927 yılında Harvard Üniversitesi’nden Prof. William McDougall’ın bu amaçla Duke Üniversitesi’ne gelmesiyle başlar. Duke Üniversitesi’nin parapsikoloji bölümü bünyesinde Prof. McDougall o yıllarda epeyce deneysel araştırma yapmıştı. Zamanla burası hemen hemen “devamlı” sayılabilecek bir “Ruhsal Araştırmalar Merkezi”ne dönüştü. 1935 yılında merkezin adı resmen “Parapsikoloji Laboratuarı” olarak ilan edildi. Bu laboratuarın ilk direktörlüğünü ünlü Parapsikolog J. B. Rhine yapmıştır. Parapsikoloji Laboratuarı’nın ilk yayın organı “Extra Sensory Perception”dı. Bu dergide 1927’ den 1934’e kadar yapılan araştırmalar özetle yayınlandı. 1937 yılında “Journal of Para-psychology’’ (McDougall’ın editörlüğünde) yayın hayatına başladı.
Bu şekilde 28 yıl Parapsikoloji Laboratuarı, Duke Üniversitesi’nin bir birimi olara etkinliklerini başarıyla sürdürdü. 1950 yılında üniversiteden tamamen ayrılarak, yukarıda orijinal adı verilen İnsan Tabiatını Araştırma Vakfı’nın himayesinde çalışmalarını ve bu alana hizmetlerini sürdürmektedir. Kuruluşundan bugüne kadar ruhsal yeteneğin farklı tiplerinin ölçümüyle ilgili yöntemler bu laboratuarda geliştirilmiştir. Araştırma süreçlerinin standardizasyonu büyük ölçüde bu laboratuarda yapılmıştır. Bu çerçevede alana yapılan en belirgin katkı, DDA ölçüm kartlarının parapsikoloji araştırmalarına adaptasyonu olmuştur. Bunlar da, bilindiği gibi, her biri üzerinde beş ayrı şekil bulunan “Zener Kartları”dır. Her şekil beş ayrı renkte yapılmıştır. Dolayısıyla bu amaçla kullanılan bir takım zener kartında 25 adet kart bulunur. Bunlarla telepati, durugörü ve prekognisyon çalışmaları yapılabilmektedir. Çok kısa ana hatlarıyla verilen bu çalışma ve gelişmeler “Journal of Parapsychology” dergisi ile Prof. J.B.Rheine’ın “The Reach of the Mind” isimli eserinde ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Tüm bu araştırmalar genel olarak sadece telepatiyle başlamış gibi görünmektedir, ama PSI’nin öteki tiplerinin operasyonları da teker teker ele alınmıştır. Örneğin, 1933’de gerçekleştirilen durugörüyle ilgili Pearce-Pratt dizisi denemeler... Parapsikoloji Laboratuarı halen çalışmalarını ve parapsikoloji alanına katkılarını, İnsan Tabiatını Araştırma Vakfı’na bağlı “Parapsikoloji Enstitüsü” adı altında sürdürmektedir. Enstitünün bugünkü direktörü Prof. K. R.Rao’dur. Dr. Rao aynı zamanda Hindistan’da da parapsikoloji bölümü kurmuş ve bu alana büyük katkılarıyla tanınan bir bilim adamıdır.
DDA ve Uzay - Zaman
Konunun eski araştırmacılarından fizikçiler örneğin, Lodge, Crookes ve Barrett, başlangıçta da belirttiğimiz gibi, ruhsal araştırmaların başlatılmasında ilk önemli adımları atmışlardı. Onların zamanından beri yanıtlandırılamamış olan soru “PSI sürecinin tabiatı”nın ne olduğu idi. Bundan başka, “O fiziksel bir şey miydi?” Besbelli ki hayır. Özellikle Pearce-Pratt dizisi çalışmalarda anlaşılmıştı ki, testlerde uzaklığın hemen hemen hiçbir önemi yoktur. Zaten spontan vakalarda da yüzlerce, binlerce mil uzaktan DDA’ı yapılmıştı. DDA’da uzaklığın (yani uzayın) önemi olmaması gerçeği, beraberinde şu soruyu da getirmektedir: Uzayla sınırlı değilse, zamandan da bağımsız mıdır? Büyük ölçüde bu sorudan hareketle prekognisyon çalışmalarına girilmiştir. Bu amaçla ilk çalışmaları yine Zener kartlarıyla yaptılar. Zener kartlarının gelecekte herhangi bir düzenini belirleme çalışması prekognitif bir çalışma oluyordu. Bu konuda İngiltere’deki Ruhsal Araştırma Derneği’nin de bazı çalışmaları bulunuyordu (1886). Gerek bu dernek, gerekse Parapsikoloji Laboratuarı’nın derlemeleriyle oluşturulan 12.000 adet spontan vakanın incelenmesinden anlaşıldı ki, artık konunun araştırılması zamanı gelmiştir ve zaten tüm raporların hemen hemen yarısı prekognitif deneyimlerle ilgili bulunuyordu. Parapsikoloji Laboratuarı’nda bu çalışmalara Aralık 1933’te başlanmıştı. Kartların yanı sıra zarlarla da testlere devam edildi. Zar atma işinin gelişi güzelliğini (randomization) sağlanmak için çeşitli yollar denendi. İnsan zihninin bu gelişigüzelliği herhangi bir müdahalesinin olmaması için her türlü önlem alınmaya çalışıldı. Bu araştırma ve ölçümlerin süreçleriyle sonuçları “Journal of Parapsychology’’de ayrıntılı olarak yayınlanmıştı. Tereddütler yine de ortadan kalkmış değildi. Bu kez de süjenin PK yeteneğiyle zarın ya da kartların gelecekteki durumunu etkileyebildiği kuşkusu zihinlerde belirdi. Bu kuşku zamanımıza kadar da giderilmiş değildir. Buna bağlı olarak şu soruları da sormak mümkün olmuştur: DDA’nın bilebildiğimiz tipleri, temelde olan bir tek PSİ sürecinin değişik görünümleri ya da tezahürleri midir?
Görüldüğü gibi sorular yanıtlandıkça, yenileriyle karşılaşılmış, bu da konuyu (PSİ) daha karmaşık hale getirmiştir. Bununla birlikte prekognisyonun daha iyi anlaşılması yolunda yapılan tüm çalışmalar PSİ fenomenini yeni yeni kanıtlarla takviye etmiştir.
Psikokinezi (PK)
PK’nın deneysel testlerine, kas teması olmaksızın bir kimsenin hareket eden objeleri doğrudan doğruya zihinsel olarak etkileyip etkileyemeyeceğinin anlaşılması amacıyla başlanmıştı. Bu amaçla, atılan zarlar deneylerde kullanıldı. Bu şekilde süjeler hareket halindeki zarları istedikleri şekilde etkilemeyi amaçladılar. Zarların atılışı sırasında herhangi bir hile olasılığını ortadan kaldırmak için dikkatli önlemler alındı. Bu konuyla ilgili ilk çalışmalar “Journal of Parapsychology’’de yayınlanmıştı. Dokuz yıl süren deneysel test çalışmalarından sonra psikokinezinin alınan ilk sonuçları denebilecek raporlar 1943 yılında yayınlandı. Sonuç olarak, kısaca söylemek gerekirse, süjeler atılan zarları PK güçleriyle şu ya da bu derecede etkileyebiliyorlardı.
Zaman zaman üniversite bünyesindeki psikologlar, öğrenciler ve öteki personel tarafından yürütülen söz konusu deneysel testler her türlü hile kuşkusunu ortadan kaldırmak amacıyla, bazen zarlar bardaktan, bazen elektrikli kutulardan, (irili ufaklı zarlar da kullanılarak) atılmak suretiyle yapılmıştı. Her seferinde atılan zarların fotoğraflarının da çekildiği, sıkı laboratuar şartları altında yapılan PK deneysel testlerine örnek olarak Pittsburg Üniversitesi’nden Robert A. Mc Connell’in çalışmaları gösterilebilir. Bu konuda başka bir isim olan W. E.Cox ile H. Forwald tarafından sürdürülen çalışmalarda ise süjeler tarafından zarların atıldıkları yerin belirli bir kenarına doğru hareket etmeleri sağlanmaya çalışılmıştır. Ayrıca Cox, bildiğimiz tavla zarı yerine madeni para, su spreyi, su içinde hava kabarcıkları kullanmıştı.
Kuşkusuz, 42’li yıllardan sonra, elektronik teknolojideki gelişmeler kompüterleri bu alana da itmiştir. Bunlarla son derece “rasgele” bir şekilde zar atışları yapılabiliyordu.
Artık günümüzde PK denemeleri, hedeflerinin belirlenmesi ve sonuçların kayıtları kompüter kontrolünde yapılmaktadır. Bu durum, sadece veri kaydının doğruluğu bakımından değil, deneyci açısından, kayıtların elle tutulması zahmet ve külfetini de ortadan kaldırmış olması bakımından önemlidir. Bu sayede deneyci süjelerinin dikkatini daha çok ayırabilmekte ve başarıyı etkileyen psikolojik şartları daha yakından izleyebilmektedir.
“Rasgele Sayı Üreticiler”in (REG) öncü kullanımcılarından biri Helmut Schmidt’tir. Schmidt denemelerinde bir dizi lamba ve bunları yakmak için radyoaktif kaynaklar (örneğin, strontium–90)kullanmıştır. Schmidt’in bu tip denemeleri başka araştırıcılar tarafından da tekrarlanmış, halen de değişik laboratuarlarda tekrarlanmaktadır. Sonuç olarak anlaşılmıştır ki, bazı süjeler PK etkiler meydana getirebilmektedirler.
PSI’nin Psikolojisi
1940’lı yıllarda parapsikologların ilgileri PSI’nin psikolojisine çevrilmişti. Artık araştırmacılar PSI fenomeninin belli başlı tiplerinden emin hale gelmişler, bunun normal sonucu olarak da PSI deneyiminde psikolojik açıdan neler olup bittiğini merak etmeye başlamışlardı.
PSI’yle ilgili en esaslı psikolojik gerçek şuydu ki; söz konusu deneyim tamamen şuura yansımadan meydana geliyordu. Deneysel aşamada süje ne kadar başarılı olduğunun farkında olmuyordu. Başka bir ifadeyle, iç aleminde neler olup bittiğinin farkında değildi. İçinden gelen itilimlerin gerçeğe ne kadar uyduğunun farkında da değildi. Zaten süje hangi tercihinin ya da tepkisinin doğru (isabetli) olduğunu bilse, bunu şuurlu bir faaliyetle geliştirme yoluna gidebilirdi.
Yine 40’lı yıllarda bir miktar psikolog bazı şahsiyet türleriyle, PSI kapasitesi arasında bir korelasyon bulunup bulunmadığı üzerinde çalıştılar. Kuşkusuz, yaygın bir eğilime göre, bazılarının medyomsal yetenekleri ötekilerine oranla daha fazladır. Örneğin, körler ve özdeş ikizler öteki insanlara nazaran medyomluğa daha çok yatkındırlar. Bununla birlikte bu hususun kesinliği deneysel olarak kanıtlanmış değildir. Bu nedenle konuya, “muhtemelen herkesin kendine göre bir PSI kapasitesi vardır” düşüncesiyle yaklaşmak daha az yanıltıcı olacaktır.
Konunun bu yanının öncü araştırmacıları Duke Laboratuarı’ndan Betty Humphrey ve C. E. Stuart’tır. Ayrıca, New York’daki City Koleji’nden Gertrude Schmeidler de belirtilebilir. Bu çalışmaların paralelinde hayvan davranışlarında da PSI yeteneğinin mevcudiyetini düşündüren gözlemler yapılmıştır. Bu nedenle kedi, köpek ve güvercinler bu tür çalışmaların yapılabileceği ilk hayvanlar olarak gösterilmiştir.
Çalışmalar ilerledikçe beş duyunun müdahalesinin azaltıldığı sürece PSI yeteneğinin daha çok işlerlik kazandığı anlaşıldı. William ve Lendell Braud rölaksasyon sayesinde süjelerinin PSI puanlarında daha isabetli olduklarını anladılar. K. R. Rao ve arkadaşları ise PSI denemelerine başlamadan önce süjelerin meditasyon yapmalarının daha iyi sonuçlar getirdiğini anladılar. Tüm bu gelişmelerden sonra, duyularla ilgili algılamaların azaltılması, beraberinde PSI duyarlılığının artışını gösteriyordu.
Parapsikoloji Statüsü ve Genel Görünümü
Bu alanda çalışanların genel tavırları parapsikolojinin statüsü hakkında bir fikir verebilir. Yukarıdan beri özetlenmeye çalışılan araştırmaların ilk sonuçları yayınlanmaya başlandığı günlerde; konunun araştırmacıları, septiklerden, inanmayanlardan ve özellikle klasik psikoloji alanının tutucu mensuplarından eleştiri almışlardı. Bu o kadar yoğun bir şekilde gelişmişti ki, konunun araştırmacıları işi gücü bırakarak eleştirilere muhatap olmaya çalışmışlardı. İşin kötüsü bu eleştirilerin büyük bir kısmı yapıcı olmaktan çok uzaktı.
Aradan geçen yıllar septiklerin biraz rahatlamasına, parapsikologların da daha dikkatli çalışmalarına zemin hazırladı. Aslında septikler saldıracak pek bir şey bulamamışlardı çünkü gerçekten de ortada PSI diye bir şey vardı. Septiklerin bu saldırıları konunun samimi araştırıcılarını birbirlerine daha çok yaklaştırmış, daha sağlıklı bir iletişim içine girmelerine neden olmuştu. Her iki tarafa da güven getiren başka bir neden de denemelerin sadece kanıt biriktirmek amacını taşımayışında bulunuyor, PSI’nin varlığı duyular dışı idrakle (DDİ) bir tutuluyordu. Bunun yanı sıra PSI’nin gerçekten fiziksel bir şey olup olmadığı meselesi, her türden birçok kanıtın birikmesiyle halledilmişe benziyordu. Aynı zamanda, şimdi artık genel olarak anlaşılmıştır ki, PSI süreci büyük ölçüde gayri şuursal bir şeydi. DDİ süreci gayri şuursal bir düzeyde olup bittiğine göre, kişinin bunu kontrol etmesi de oldukça kısıtlıdır.
Son zamanlarda gözden kaçmayan başka bir husus da, bu alanın artık araştırmacılar tarafından profesyonel bir meslek olarak benimsenmeye başlanmış olmasıdır. İlk yıllarda araştırmacı esasen hangi meslektense, bu alana girerken mesleğiyle ilgili perspektifleri de beraberinde getiriyordu. Hatta bu nedenle PSI’nin başka disiplinlere sokulmaya çalışıldığı da olmuştur. Bugün ise araştırmacılar konuyla doğrudan ilgisi olmayan problemlere hiç aldırış etmiyorlar. Artık iş, araştırmacının karşısına gelen fenomenden bir kanıt çıkarma maharetine kalmış bulunuyor. Artık bilinmektedir ki PSI diye bir şey vardır; fakat şu ya da bu nedenle o henüz ele geçirilecek durumda değildir.
Şimdi parapsikolojinin içinde olduğu kadar, dışında da göze batar bir değişiklik olagelmektedir. Artık bilimsel alandan konuya karşı yöneltilen peşin hükümler yerlerini deneysel sonuçların yaygın olarak anlaşılmasına bırakmaktadır. Değişikliklerin yavaş yavaş olduğu doğrudur ama psikoloji alanından bilgi edinenlerin çıktığı bir gerçektir. İnsanın kendi tabiatıyla ilgili doğal merakından dolayı, halkın araştırmalara karşı duyduğu yaygın ilgi, ilk günlerden beri canlılığını muhafaza etmektedir. Bununla birlikte işin şarlatanlığı ve sahtekarlığı işin başından beri gözlerden kaçmamıştır. Bu, zaman zaman halkın büyük ölçüde yanılmasına neden olmuşsa da çok geçmeden şarlatanla dürüst araştırmacı herkes tarafından ayırt edilir hale gelmiştir. Her alanda olduğu gibi parapsikoloji alanında da söz konusu sahtekarlıklar, samimiyetle sürdürülen bilimsel araştırma ve deneylere gölge düşürülmüşse de, halk tarafından çok geçmeden işin aslı anlaşılmıştır. Bu olumsuz etkinin başka bir sonucu da meslek seçiminde görülmüştür: Bu dalı meslek edinmek isteyen genç araştırmacılar sonunda kararlarını değiştirmek, ilgilerini yan bir dal olarak sürdürmek zorunda kalmışlardır. Belki de, parapsikoloji alanında çok az sayıda kalifiye elemanın bulunmasının bir nedeni de budur...
Tüm bu gelişmelerin yanı sıra, şu ya da bu nedenle konuya karşı halkın gösterdiği güçlü merak, alanı daima canlı tutmuş ve yukarıda yer yer değinmeye çalıştığımız kritik dönemlerin hızla atlatılmasında önemli rol oynamıştır. Eğer bu olmasaydı, parapsikolojiyle ilgili deney sonuçlarının ilk yayınlandığı yıllarda bilimsel toplumdan gelen acımasız eleştirilerle bilim sahnesinden silinip gitmiş olabilirdi.
Artık günümüzde bilimsel nitelikli elemanların sıkıntısı çekilmiyor. Eskiye nazaran hiç değilse pek çoğu bugün alanla ilgili yayınları okumaktadır. Ayrıca okumanın ötesindeki bir aşamada gidebileceği organize kurslar (sayıları çok olmasa da) bulunmaktadır. Bu sayının artacağı da ayrıca ümit edilmektedir.
Tüm bunların yanı sıra, parapsikolojide daha kat edilecek uzun mesafeler, çözümlenecek çetin problemler bulunmaktadır. Bunların arasında PSI’nin kontrol altına alınması, şartlarının araştırılması, sağlıklı süreçler için yöntem ve tekniklerin geliştirilmesi vs. sayılabilir. Genel parapsikoloji araştırma alanına ayrıca fizyoloji, psikolojik testler, istatistik, iletişim mühendisliği ve kompüter teknolojisi de girmektedir. Biyoloji ve psikolojiyle ilgili, bu alanlardan kaynaklanan daha birçok soru da daha sonraki araştırmalarda cevaplandırılmak üzere bir süre daha bekleyecektir: Örneğin, özellikle psikokinezideki enerji transferinin ne olduğu konusu...
Yukarıdan beri söz konusu edilen bu sorunların artışı büyük ölçüde onlara verilen önem ve takdir derecesine göre ortaya çıkacaktır. Buna paralel olarak araştırmalara harcanan zaman ve enerji de buna uygun bir şekilde gelişim gösterecektir.
Deneysel Sonuçlar Ne Anlama Geliyor
PSI’nin pratik yararlarını sıralamak için zaman henüz biraz erken. Bunun yararlılığı büyük ölçüde söz konusu yeteneğin kontrol altına alınmasına bağlıdır, ama bu kontrolün oluşturulması için gerekli olan bilgi de henüz ele geçirilmiş değildir. Bu sonucun elde edilmesine kadar spekülatif tartışmaların devam etmesi doğaldır, ama o kadar da önemli değildir. Bu yetenek kontrol altına alınıp da yaygın kullanım alanına girildiği zaman, bunun uygulanabilirlilik alanı geçmişteki herhangi bir bilimsel keşfinkinden muhtemelen daha büyük olacaktır.
Günümüzde parapsikoloji araştırmasının önemi, PSI’nin insan tabiatının bir parçası olmasından kaynaklanmaktadır. Onun gündeme gelmesiyle, insan şimdiye kadar bilimsel disiplinlerin ona münasip gördükleri yerden daha farklı bir yere oturtulmuş oluyordu. PSI sürecinin keşfine kadar hiçbir bilim dalı tarafından insan tabiatının fizik ötesi hiçbir yanını ortaya koyamamıştır.
İnsanın tabiatına tutulan bu ışığın önemi kolay kolay göz ardı edilemez. İnsanoğlu oldum olası kendi esas tabiatının maddeyle olan ilişkisini merak ede gelmiştir. Çağlar boyunca benliğinde hissettiği fiziksel olmayan yanının gerçekliğini bilmek istemiştir. Bu gereksinim yaygın olarak hissedilmiş olmasına rağmen, parapsikolojinin yaptığı kadar hiçbir bilimsel yaklaşım bu doğrultuda hareket edememiştir. Şimdi önemli olan elde edilmiş bulunan bazı bulguların, varılan birtakım aşamaların felsefî tartışmalar düzeyinde bırakılmamasıdır. Aksine bunlar insanın gerçek tabiatının araştırılmasına yönelik ilk adımlar olarak kabul edilmelidir.(*)
Parapsikoloji Araştırma Alanına Giren Konular
Parapsikoloji alanında, bilim sahnesine çıkışından günümüze kadar, nelerin araştırıldığı konusuna “giriş’’ kısmında değinilmişti. Bunların yanı sıra, şimdiye kadar parapsikologların, parapsikoloji laboratuar ve kuruluşlarındaki yetkililerin üzerinde daha çok durdukları araştırma konuları şunlar olmuştur:
1. Parapsikolojinin tarihi,
2. Dünden bugüne spontan vakaların tarihçesi ve bunların sınıflandırılması,
3. Tekinsizlik olayları,
4. Ölümden sonra hayat,
5. Tekrardoğuş,
6. Beden dışı deneyimler,
7. Ölüme yakın deneyimler,
8. Ruhsal şifa ve kansız ameliyatlar,
9. Değiştirilmiş şuur halleri,
10. İnanç sistemleri ve dinlerde DDİ (Antropolojik bulgular)
11. DDİ uygulama alanları ve tarihçesi,
12. Derinlik psikolojisi ve PSİ (Bireysel süreç ve sezgisel işlevin PSI fenomeniyle olan ilişkisi)
13. Ruhsal deneyimin psikolojisi (Medyomlar üzerinde ruhsal deneyimlerin etkileri, ruhsal yeteneklerin geliştirilmesi teknikleri, ruhsal dengesizliklerden korunma teknikleri)
14. Algılama ve İletişim Açısından DDİ,
15. Paranormal fotoğrafçılık (Düşünce fotoğrafçılığı, fantom fotoğrafları vs.)
16. Parapsikolojinin öteki (Özellikle Antropoloji, Biyoloji, Fizik, Felsefe, Din gibi) alanlarla bağlantıları.
Parapsikoloji Alanında Etkinlik Gösteren Belli Başlı Kurumlar:
1. Foundation for Research on the Nature of Man
P.O.Box: 6847, College Station, Durham, N.C. 27708, USA.
2. American Society for Psychical Research
5 West 73 rd Street, New York, N.Y. 10023, USA.
3. Parapsychology Foundation
228 East 71 st Street, New York, N.Y. 10021, USA
4. Mind Science Foundation
8301 Broadway, Suite 100, San Antonio, Tx 78209, USA.
5. PSI Center,
2 Plane Tree Lane, Dix Hills, N.Y. 11746, USA.
6. Psychophysical Research Laboratories
301 College Road East, Princeton, N.J.08540, USA
7. Psychical Research Foundation,
West Georgia College, Carroll991 ortalarında yayınlanan bir kitapla, parapsikoloji literatürü değerli bir eser daha kazanmış oldu: PARAPSYCHOLOGY, THE CONTROVERSIAL SCIENCE by Richard S. Broughton, Ph. D.
Kitabın yazarı, North Carolina, Durham’daki Institute for Parapsychology (Parapsikoloji Enstitüsü) araştırma direktörü Prof. R. Broughton’dır. Güzel bir jestle, Derneğimiz kitaplığına armağan etmiş olduğu eserinden bir bölümünü Türkçeleştirerek, sizlerin de dikkatine sunuyoruz. Günümüzün önde gelen parapsikologlarından olan Prof. Broughton “günümüz parapsikolojisi”ni, yukarıda adı geçen eserinin 38. sayfasında nasıl özetlemiş:
“… 1950’li yıllara kadar parapsikoloji epeyton, GA 30118, USA
Parapsikoloji Literatüründe Önemli Kaynak Eserlerden Örnekler:
1. Extrasensory Preception, G. R. Schmeidler,
2. Parapsychology: Frontién Science of the Mind, J. B.Rheine, J. G.Pratt
3. Extrasensory Preception After Sixty Years, J. B.Rheine
4. Progréss in Parapsychology, J. B. Rheine,
5. Experimental Parapsychology, K. R. Rao,
6. Research in Parapsychology, J. D. Morris, W.G.Roll,
7. Can We Explain the Poltergeist, A. R. G. Owen,
8. Mind Over Matter: Psychokinesis, L. E. Rheine,
9. A Critical Examination of the Blief in a Life After Death, C.J.Ducassé,
10. Twenty Cases Suggestive of Reincarnation, I.Stevenson.
(*) Bu kısmın hazırlanmasında Parapsikoloji Enstitüsü (Durham, NC) tarafından hazırlanan “A Brief Introduction to Parapsychology’’ adlı kitapçıktan yararlanılmıştır.
kaynak:http://www.parapsikoloji-tr.org/makaleler/yazilar/par15.html
Anlatılmayan Hristiyanlık
- Ben kimim ?
- Kitabı Mukaddes'in Kayıp Kitapları
- Gizlenen Tarih
- Yakın Tarihimizin YALANLARI
- Yahudilere kurulan Mucize '' IM '' eki Tuzağı, oku, okut
- Karadenizli Temelin Hristiyan Misyonerle Teması
- YA KUTSAL KİTAP YA KURAN! Yoksa ikisi de doğru olabilir mi !!?
- ...... ... Kitabı Mukaddes Allah-ı Teala tarafındanmı gönderilmiştir?
- Hristiyanlık
- İsa'dan sonraki peygamber...
- Kimler Rab'bin topluluğuna katılabilir?
- ...... ... Tanrı ve İsa herkesin kurtulmasını istemiyor !!!
- ...... Hıristiyanlığın Tarihi
- ...... ... ... Galileo GALILEI
- ...... ... ... ... Kutsal Kitaptan tepsi gibi bir Dünya inancı !!!
- ...... ... '' Kalıtsal Günah '' Mirasımız varmı?
Son Eklenenler ...
- ZİHİNLERİ ESİR ALINANLAR: GÜDÜLENLER
- İsrail İran’ı Bu Yıl Vuracak – Ronen Bergman
- Ayın Bilinmeyen Yüzü
- Ben kimim ?
- Kitabı Mukaddes'in Kayıp Kitapları
- Zazaca Kürtçe değildir
- Yahudi Türk İmparatorluğu
- Gizlenen Tarih
- Yakın Tarihimizin YALANLARI
- Yahudilere kurulan Mucize '' IM '' eki Tuzağı, oku, okut
- Türkiye Üzerindeki Uçan Daireler
- İncil Yazarları Hz. İsa'nın Hayatına Şahit Olmamışlardı
- Barnabas İncili Genel Bilgi
- islam ve Kuran: YORUMLAMALAR
- Tarihten Alıntılar: Sibirya’dan Hakkariye Taştaki Türkler
- Tarihten Alıntılar: El-Harezmi ve Çalınan Türk Tarihi
İsmail HÜSEYİNOĞLU - Analiz ve YORUM
- Sayın ABDÜLAZİZ BAYINDIR’a HADİSLER KONUSUNDA AÇIK MEKTUP (2)
- Sayın ABDÜLAZİZ BAYINDIR’a HADİSLER KONUSUNDA AÇIK MEKTUP
- SAYFAMIZA HOŞ GELDİNİZ…!
- EVET, “HÜKÜM ALLAHINDIR”… FAKAT…
- VATAN BÖLÜNMEZ Mİ?
- ANA DİLDE İBADET
- KADIN, ÖRTÜNME ve BAŞÖRTÜSÜ...
- HADİS KONUSU ve UYDURMALAR
- İSLAM'a BAKIŞ AÇIMIZ...!
- MEZHEPLER KONUSU
- KURAN'da NAMAZ...
- Bizim Takım?
- ŞEFAAT KONUSU
- YARATANI TANIMAK
- İslam'ı yeniden ANLAMAK
- GÖZLÜKSÜZ BAKABİLMEK

