Subrosa / Gülün Altında

 


BİRİNCİ BÖLÜM 

KOD ADI : GÜL

 

“ A great and wandorous

Mystery is made known

To us this day : God is

made Man .”

 

“Büyük ve görkemli bir sır

bildirildi bize bugün : Tanrı

insan yapıldı .”

Antiphony, Office of St. Mary 1

 

 

1.2. Subrosa / Gülün Altında

Geleneklerin, törelerin, törenlerin, davranış tarzlarının ve/veya tanrılı/tanrısız inanç sistematiklerinde yer alan ibadet ve tapınış biçimlerinin ilk kez nerede, nasıl, kim yada kimler tarafından ne zaman başlatıldıkları bilinmiyor. Buna rağmen insanlığın binlerce yıllık uygarlaşma serüveninde “Kültürel Mirasın” bu ortak ögeleri geçmişte olduğu gibi günümüzde de yaşamlarımızı belirli ölçülerde etkilemektedirler. Örneğin, bir “Nazar”veya “Kem Göz” (Evil Eye) inancı, dünyanın hemen her köşesinde en az 5.000 yıldır biliniyor ve günümüzde de varlığını hissettirebiliyor.

 

Benzer şekilde “Kod ve/veya Kod Adı” kullanma geleneğinin ilk kez nerede, nasıl, kim yada kimler tarafından insanlığın ortak praxis'ine sokulduğu da tam olarak çözümlenebilmiş değildir. Eski Mısır'da, Çin'de, Hindistan'da, Sümer ve Babil'de kodlar ve kod adlarının kullanılmakta oldukları bilinmektedir. Bu kadim uygarlıklarda Kod (Code) esas itibarıyla insanların uymaları gereken yasalar veya yönetmelikler (nizamnameler) anlamına geliyordu. Bu yasaların veya yönetmeliklerin kaynağı, koyucusu veya yapıcısı Tanrılar olabildiği gibi – örneğin Tanrı Marduk'un Yasaları - insanlar da krallar, liderler, yöneticiler de olabiliyordu – Kral Hammurabi'nin Yasaları, Jüstinyen'in “Codex” i gibi.

 

Çağımızda Batı uygarlığının temelini oluşturan Tek –Tanrıcılıkta Kod uygulaması ilk kez Yahudilik'te ortaya çıkmıştır. Yahudi Tanrısı, Tevrat'ta adının söylenmesini, hatta yazılmasını yasaklamıştır. Bu nedenle Tevrat'ta Yahudi Tanrısı bir Tetragramaton 2 ile anılmaktadır. İbrani alfabesindeki dört harfin – JHVH- bir araya getirilmesi ile oluşan bu kodlama ile Yahudiler o günlere kadar gelen geleneği iki yönde yıkmışlardı. Şöyle ki o çağa kadar Tanrılar bizzat “Code/Kod” koyuyorlardı, oysa Yahudiler Tanrı'nın kendisini kodlamışlardı. Bu bir. İkincisi, yine o çağa kadar kralların, firavunların vd. Code yapmak yetkisi varken, kral yada firavun olmayan Musa, kendisine Tanrı tarafından bir kod verildiğini öne sürmüş ve İsrailoğulları'nın buna kayıtsız şartsız uyması gerektiğini öne sürmüştü. Musa'nın kodu ON EMİR'di. Günümüzde de yürürlükte olan bu Code (şeriat/yasa) ilk kez bir sivil tarafından topluma bildirilmişti. Bir kralın buyruğu olarak değil, adı bilinemeyen, yüzü görülemeyen, tasviri (putu) yapılamayan bir Tanrı'nın emirleri olarak ... Bu nedenle Musa, Yahudilik'te “Devlet Kurucusu” ve “Ulus Yapıcısı” olarak anılır, peygamber olmaktan öteye.

 

Kodlama, bir anlamda adlandırmadır. Buna göre yapılmış ilk uygulama da yine Tevrat'ta vardır. Tanrı “Abram” (İbram)'ın adını “Abraham” (İbrahim) olarak, karısının adını da“Sarai” den “Sarah” a çevirerek yapmıştır (Gene:17-1, 1-15). Abram Abraham olunca bu kodlama ile birlikte ulusların babası, Sarai de Sarah olunca ulusların anası sayılmıştır. (Not: Abram, saygın, tekil baba demektir).

 

Öte yandan kodların ve kod adlarının en yaygın kullanıldıkları alan casusluk ve istihbaratçılıktır. Tarihin en eski iki mesleğinden biri sayılan casusluk – diğeri fahişelik – faaliyetleri de ilk kez Tevrat'ta yazılmıştır. İlginçtir ki, İbranice'de Torah denilen Musa'nın Beş Kitabı'nda yer alan Sayılar (Numbers) adlı kitapta Musa ve ondan sonra Yahudilerin önderi olan Joshua, birer Üstad Casus (Spymasters) olarak nitelendirilmişlerdir.

 

Tevrat'ın ilk kitabında (Genesis) casusluk faaliyeti ilk kez 42:9 sayılı bölümdedir. Bu bölümde Yusuf ( Joseph) Mısır'a gelen öz kardeşlerine ‘sizler casussunuz' der. İlk casusluk misyonu ise Sayılar Kitabı'nın 13. bölümündedir. Burada Tanrı, Musa'dan Kenan İli'ne casuslar göndermesini ister. Musa da 12 Yahudi Kavminden 12 adam seçer ve gönderir. Yine Sayılar Kitabı'nda (21:1-3) bu kez de Yahudi olmayanların yürüttükleri istihbarat ve casusluk faaliyetleri anlatılır. Joshua'ya adanan kitapta da (1:2) Yahudilerin önderi Ürdün'e iki casus yollar. Bu casuslara ise gittikleri kentte (Jericho) fahişelik yapan Rahab adlı kadın yardım eder. Rahab, bu kente saldırmayı planlayan Yahudilere gizlice yardımcı olduğunu kanıtlamak için evinin penceresine kızıl bir kurdela asar. Yahudiler kente saldırırlar her yeri yakıp yıkarlar ama kızıl kurdelalı Rahab'ın evine dokunmazlar. Bu kodlama tarzı daha sonra çok kopya edilmiştir. Örneğin, Amerikan İç Savaşı sırasında “Unionistlere” gizli bilgiler aktaran bir yer altı örgütü kendisini ‘Kızıl Kurdelalar' olarak kodlamıştı.

 

Tevrat'taki casusluk faaliyetleri CIA için de ilgi çekici olmuştu. CIA bu konuda bir analiz hazırlatmış ve U.S. Intelligence Community'e sunmuştu.

 

Tevrat'taki diğer bir casusluk faaliyeti de Yargıçlar Kitabı'nda yer alır (Jud:16). Burada ünlü Samson ve Delilah öyküsü anlatılır ve fahişe Delilah'ın Samson'u nasıl aldattığı ve 1.100 gümüş sikke için onu ölüme gönderttiği gösterilir.

 

Kutsal Kitabın Hıristiyanlar için olan Yeni Ahid bölümünde de casusluk faaliyetleri anlatılmıştır. Bunlardan ilki Romalılar hesabına casusluk yapan İsa'nın 12.Havarisi Judas İscariot'tur. Diğeri ise Aziz Paul tarafında gerçek kimlikleri açıklanan ve lanetlenen ‘Sahte Din Kardeşleri'dir (Gal.2:4).

 

Çağımızda kodlar ve kod adları en çok uluslararası gizli yazışmalarda ve istihbarat faaliyetlerinde kullanılmaktadır. Bu alanda kodlar “Cryptography” olarak bilinen bir alanın konusudur. Tevrat'ta olduğu gibi dört harften kurulu kodlar veya dört sayıdan kurulu kodlar bu alanda kullanılan gizli adlandırma ve anlamlandırma yöntemleridir. Örneğin, gemi sözcüğü ATMN harfleriyle gösterilir. Bu sayıyla yazılırsa 9827'dir. Benzer şekilde bir sayısının (1) kodu RCBU ve sayısı 4780'dir. İki sayısı (2) PCST ve sayısal değeri de 9367'dir. Yukarıda bir sayısının kodunda yer alan “RC” ye bir mim koyun daha sonra bunun açılımını ne denli önemli olduğunu göreceğiz. (Not: Kod çoğunlukla Şifre ile karıştırılır. Aralarındaki farka ikinci bölümde değineceğim.)

 

Şimdi kodlar, tarihin derinliklerinde olduğu gibi günümüzde de kullanılmaktadır. İkinci Dünya Savaşı sırasında hem Naziler hem de Müttefikler sayısız kod kullanmışlardı. Örneğin, Hitler'in kullandığı kodlardan biri ‘ıstakoz' du; Müttefiklerin Normandi Çıkarması için kullandıkları kod ise ‘koruma' idi. İlginçtir ki, Hitler'in bizzat seçerek kullandığı kodların tamamına yakını Okült (gizli ilimler) terminolojisinden alınmaydı 3

 

Kısacası kodlar, belirli kişi ve/veya kurumlarca sır olarak kalması istenmiş olan bilgileri gizlice, o kişi veya örgütlerle, onların şifreli diliyle ve terminolojisiyle bağlantılı olmayan kişi ve kurumlarca anlaşılamayacak şekilde ileten sözlü, görüntülü veya yazılı “İm”lerdir. Casusluk mesleğinde yer alanlar kendilerine iletilen kodları çözebilmek için ‘Kod Defterleri' kullanırlar. Bu defterlerde binlerce kod vardır ve bunları çözümleyebilmek ancak çok özel eğitimlerle sağlanabilir. Casus ve ajanlara – bunlar aynı değil birbirlerinden farklı alanlardır – iletilen kodların aksiyon değerleri ve etki alanları da farklılık gösterir. Her profesyonel casusun veya ajanın tüm kodları çözümleyebilmesi olası değildir. Örneğin, İkinci Dünya Savaşının en önemli Alman casuslarında Kontes Pletenburg ve kendisinden 20 yaş genç olan eşi Dr.Erich Vermehren 1944'te İstanbul'da sürdürdükleri gizli faaliyetlerinde ünlü ENİGMA'nın kodlarını ellerinde tutmalarına rağmen çözememişlerdi. Kontes ve eşi İngiliz MI6 Ajanları tarafından İstanbul'dan kaçırılarak Kahire'ye götürüldüler ve ENİGMA'nın kodları burada İngilizlere teslim edildi. ENİGMA'nın kodlarının çözümlenmesi Hitler'in ve Nazi İmparatorluğunun sonunu hazırladı. İngilizler bu kodları çözebilmek için ünlü matematikçileri, tarihçileri, uzman yazarları ve istihbaratçıları aylarca gizli bir çiftlikte çalıştırarak sonuca gidebildiler 4 .

 

Kodlar günümüzde iç ve dış istihbarat, ordu, polis vd. güvenlik alanlarında kullanıldıkları gibi çeşitli amaçlarla kurulmuş yer altı örgütlerinde veya kendilerini ‘insanlığın hayrına' çalışıyormuş gibi gösteren karanlık ‘çıkar örgütleri' tarafından da kullanılmaktadırlar. Bunlara en uygun örnek Masonlardır. Masonlar kendilerini insanlığın hayrına çalışan bir ‘Açık Toplum / Sivil Toplum Örgütü' gibi lanse etmektedirler. Kendi deyişleriyle Masonluk açık ve demokratik bir sivil toplum kuruluşudur AMA sadece kendilerine ait bazı sırları vardır! Diğer bir anlatımla Masonluk yasal kuruluşu itibarıyle açık örgütlenme ve amaçları itibarıyle gizli bir uluslararası örgüttür. Masonlar da kodlar, işaretler, semboller ve şifreler kullanırlar. Bunlara yeri geldikçe değineceğim.

 

Christendome'da çeşitli adlar birer kod olarak kullanılmaktadır. Monoteizm Geleneğine en çok sembol, şifre ve kod sokmuş olan inanç sistematiği Hıristiyanlıktır. Bu nedenle Hıristiyanlık gerçekte bir “Din” den çok bir “Cult/kült” te bulunması gereken özellikleri yansıtmaktadır. Hıristiyanlıkta örneğin, İncir, Balık, Yılan, Güvercin ve Kuzu vd. adlar birer kod olarak kullanılmaktadır. Bunlardan Güvercin ‘Kutsal Ruhun', Kuzu ise ‘İsa Mesih'in kodudur.

Kutsal Kitap'ta ilginçtir ki, yaklaşık 100 kadar bitkiden ve iki düzine kadar da çiçekten söz edilmektedir. Ancak bu 100 bitki ve çiçek için sadece 14 İbranice kök sözcük kullanılmıştır. Kutsal Kitap'ta, koku ve şifa veren bitkiler, çiçekler, tahıllar, meyvalar ve sebzeler belirli önemde yer tutarlar. Tanrı'ya sunulabilecek güzel kokulu bitkiler olduğu gibi yenilmesi yada törenlerde kullanılması yasaklanmış ağaçlar, bitkiler, sebzeler ve kökler de vardır. Bu anlamında Kutsal Kitap'ta ‘Autocton' bir Habitat vardır. Ve bazı dinsel yasaklar özellikle de Yahudilik'te, bu Habitat dikkate alınarak konulmuştur. Yahudilikte ve Hıristiyanlıkta dinsel törenlerde ve kutsamalarda belirli bitkilerin ve bunlardan elde edilen yağların başa ve ayaklara sürülmesi geleneği vardır. Örneğin, İsa'nın ayakları, Hıristiyanlıktaki üç kutsal Meryem'den biri olan Martha ve Lazarus'un kız kardeşi Miriam tarafından yağ sürülerek kutsanmıştı. (Lk:10:38:Jn:2, 20, 32, 12:3). (Not: Lazarus, İsa tarafından ölüyken diriltilmişti.)

 

Kutsal Kitap'ta adından tam olarak söz edilmediği halde ilginçtir ki daha sonra Hıristiyanlık'ta en önemli Kod haline gelen çiçek, Gül'dür. Kutsal Kitab'ın Yahudiler için olan Eski Ahid bölümünde, günümüz İngilizcesine “Gül” (Rose) olarak çevrilmiş olan bu çiçekten sadece iki yerde söz edilmiştir. Tevrat'taki adı “Chabazzelet” olan bu çiçeğin gerçekte “Gül” olup olmadığı bilinmemekte ve/fakat o olduğu varsayılmaktadır. Muhtemelen “Crocus” türü bir çiçektir bu ama daha sonra Hıristiyan yorumcular tarafından yer aldığı bölüm dikkate alınarak bir “Cult” sembolü haline getirilmiştir. Gül'den Eski Ahid'teki Isaiah Kitabı'nın 35.Bab'ında konu edilmiştir. Bu bölüm İsrail'e yakında bir “Kurtarıcının / Redeemer” ın geleceğinin muştulanışını anlatmaktadır. Metin şöyledir: “Kıraç topraklar coşacak ve yeşerecek, tıpkı ‘crocus' (chabazzelet) goncası gibi açacak.” Bu metinde açılan Gül'ün! Karmel Dağı'nın ve Sharon'un görkemini yansıtacağından da söz edilmektedir. Eski Ahid'in başka bir kitabında da “Sharon'un Gülü” diye bir ‘Şarkı' vardır. Metin şöyledir: “Ben Sharon'un bir gülüyüm, vadinin sümbülüyüm (veya zambağı). (SS 2:1). Bu metinde yer alan“Sharon'un Gülü” Yahudiler için “Beklenen Kurtarıcı” yı simgelerken, aynı kodu kullanan Hıristiyan yorumcular bunu başka bir kişiye mal etmişlerdir.

 

Yahudilik'te olmayan bu yeni Kod, Hıristiyanların sadece Katolik mezhebinde vardır ve“Bakire Meryem” e verilmiş olan adlardan / sıfatlardan biridir. Hıristiyanlık böylelikle kendi dinsel meşruiyetinin Yahudilik'te bulunduğunu göstermek istemiştir. Teknik metinlerde “Judeo-Christian” denilmesinin nedenlerinden biri işte bu türden yapılan göndermelerdir. Hıristiyanlar Tanrı'nın Yahudi'lerle başlattığı ama sonra onlar tarafından “Muharref” (Yozlaştırma) yapıldığını ileri sürdükleri “Eski Ahit”peygamberlerinin vahiylerine bağlılık duyduklarını göstermek istiyorlardı. Isaiah, Yahudilik'te “Nebi” derecesindeki 4 “Büyük Peygamber” den biridir. Kısacası, Yahudiler ve İsaiah'a göre Tanrı tarafında gönderilecek “Beklenen Mesih / Kurtarıcı”yı simgeleyen “Sharon'un Gülü” , Hıristiyanlar için ARTIK GELMİŞ OLAN MESİH'İN GETİRİCİSİNİN (Annesi Meryem) Kod Adı olmuştur! (Not: Sharon Kasabası, Yafa'nın kuzeyinde; ovalık bir sahildedir.) Bu nedenle “Bakire Meryem”in Kod Adlarından biri,“Sharon'un Gülü” dür. Daha sonraki yüzyıllarda efsanelere konu olan İsa'nın kanının saklandığı “Kutsal Kase” (Holy Grail) nin üstünde de Meryem'in Kod'u olan bu Kırmızı Gül'ün bulunduğu bilinmektedir.

 

Hıristiyan “Geleneği” nde Bakire Meryem'in atası Yahudilerin en ünlü ve güçlü devlet adamı ve kralı David'e (Davut Peygamber) hatta ondan da öteye David'in babası Jesse'ye dayandırılmıştır. Bu soy ağacı Ortaçağda çok tartışılmıştı. Şöyle ki, İncil'de İsa'nın soyu babası(!) tarafından David'e dayandırılmıştı (Matta ve Luka İncil'lerinde = Resmi Görüş). Ancak Şam'lı Aziz Johan (St. John of Damascus,676-749) 5 bu resmi görüşe karşı çıktı ve İsa'nın babası olarak kabul edilen Yusuf'un gerçekte onun babası değil hamisi olduğunu öne sürerek soy ağacının Meryem üzerinden yapılmasını önerdi ve bu görüş yaygın kabul gördü. Özellikle Ortodoks Kiliseleri bu görüşü benimsediler.

Nedir ki Aziz Johan'ın bu önerisi ilerleyen yüzyıllarda Kilise tarafında daha değişik bir şekilde ele alındı. Meryem'in yüceltilmesi dönemi 9.yy.dan sonra hız kazandı. Ortodokslar O'na ‘Tanrı'nın Anası' anlamına gelen “Theotokos” sıfatını yakıştırdılar. Bu durumda Meryem eş zamanlı olarak Baba Tanrı'nın ‘eşi' oluyordu. Katolik Kilise'si ise Meryem'i “Hikmet = Sofia” ile özdeşleştirdi. Böylelikle Meryem Teslis'deki ‘ikinci kişi' yapıldı. Bunun için hazırlanan bir dua (In Omnibus Requiem) Kutsal Kitap'taki (Ecclesiasticus 24) bir deyişe dayandırılmıştı ve burada Meryem kendisini Jericho'daki bir “Gül” olduğunu beyan ediyordu. Bu dua Meryem'in ‘Immaculate Conception' (Lekesiz Doğum) günü kutlamalarında okunur. Aynı dini törende Katolik Kilisesi'nde başka bir dua daha okunur (Can.2:11 ve 10) ki, bu da Yahudi kitaplarından ‘Canticles'dan alınmıştır. Kilise burada bir anakronizm yaparak Meryem'i doğumundan yaklaşık 600 yıl önce yazılmış olan bu Yahudi metininde yer alan “Sharon'un Gülü” ile özdeşleştirmiştir. 6

 

Sözün burasında yeri gelmişken bir hususu belirtmek gerekiyor. Hıristiyan olmayanlar kadar Hıristiyan olan inanmış kişiler arasında da Meryem'in “Bakireliği” ile “Lekesiz Doğum” dogması birbirlerine karıştırılmaktadır. Meryem'in “Bakire” oluşu ile “Lekesiz Doğum” diye bilinen “Immaculate Conception” iki ayrı olgudur. Meryem, İsa'yı Tanrı'nın Meleği'nin bildirmesi üzerine, bir erkekle cinsel ilişkiye girmeksizin ruhen ve bedenen bakire olarak dünyaya getirmiştir. Ama ‘Lekesiz Doğum' İsa'nın değil, Meryem'in dünyaya gelişiyle ilgilidir ve Tanrı'nın evladını, Oğlu'nu dünyaya getiren kadının kendisinin de “İlk Günah” (Adem ve Havva Olayı) dan arınmış olduğunu gösterir. Diğer bir deyişle, İsa ilk günah (ilk cinsel birleşme) olmaksızın dünyaya geldiği için, Meryem de annesi olduğu kabul edilen Hannah tarafından ‘İlk Günahsız' olarak dünyaya getirilmiştir 7 . Bu yorum Katolik Kilise'si tarafından ancak 1870'te resmen kabul edilmiş ve Dogma yapılmıştır. Daha önceki yüzyıllarda yaşamış olan Hıristiyanlar böyle bir Dogma'yı hiç duymamışlardı. İkinci Vatikan Konsil'i (1964) nihai senedinde bu konuda bağlayıcı bir karar koyamamıştır. 8

 

Toparlarsak: Hıristiyanlıkta kullanılan Gül Kod Adı, Bakire Meryem'i, O da Teslis'teki ikinci kişi sayılan Kutsal Ruh'u göstermektedir. Hıristiyan mysticism'inde bu “Sofia” dır. Dolayısıyla Meryem, Hikmet'in temsilcisidir. Bunun Hıristiyan Ezoterizm'indeki adı ise ‘Sharon'un Gül'ü' dür.

 

Hıristiyan sanatında Meryem'in İsa üzerindeki hakkı sayısız resim, ikona ve kilise fresklerinde gösterilmiştir. Bunlardan en ilginci Roma'daki Trastevere Meryem Ana Kilisesi'ni süsleyen fresktir (12.yy). Burada Meryem, oğlunun yanında onun hem kraliçesi hem de eşi (Bride) olarak tasvir edilmiştir. Meryem'in ‘Lekesiz Doğumunu' tasvir eden en ilginç örnek ise, 1511'de yapılan ve annesi Hannah'ın kucağındaki Meryem'in gökyüzünden gelen Kutsal bir Işık'tan doğduğunu gösteren eserdir.

Hıristiyan mysticism'inde Meryem'e yukarda belirtilen Kutsal metinlerden yola çıkılarak yakıştırılmış başka tanımlar da vardır. Bunlardan biri de “Zambak” (Lily) tır. Katolik Kilisesi bu benzetmeyi Hıristiyanlık öncesi rafizi (gnostik) akımlarda yeralan bu motifin yaptığı çağrışımları ortadan kaldırmak amacıyla koymuştur. Hıristiyanlık öncesinde - ve sonrasında da – “Zambak” gerçekte, Adem peygamberin Havva'dan önceki, göze görünmeyen “Eşini” (veya eşlerini) temsil ediyordu. Bunlara “Lilith” deniliyordu ve sembolleri de zambaktı. Bunlar geleneğe göre kötü kadınlardı. Ama Meryem yeryüzünde Tanrı'nın görmek istediği İdeal Kadın'dı. Bu nedenle Kutsanmıştı. Meryem Havva'dan da üstündür. Çünkü Havva'nın yaptığı hatayı düzeltmiş ve tüm kadınlığı, dolayısıyla da İsa'yı dünyaya getirerek tüm insanlığın kurtuluşunu başlatmıştır. Meryem kültü Katolik Kilisesi'nde özellikle 16-17. yy.da çok ağırlık kazandı. Öyle ki Katolik İlahiyat Fakültelerinde sadece İsa'yı inceleyen ‘Christology' gibi bir de ‘Mariology' kuruldu.

Meryem'e atfedilen benzetmelerden biri de onun ‘Fildişi Kule' (Ivory Tower) olmasıdır. Bu benzetme kilise tarafından kabul edilmiştir ama kökeni ve ortaya çıkışı itibarıyle Okültik bir tanımdır. Günümüzde Spekülatif Masonlar bu tanımı Meryem'e atıf yapmadan fakat ilk kez O'nunla özdeşleştirilmiş olan ‘Sofia'yı belirtmek amacıyla kullanırlar. Masonluğun bu dalında ‘Sofia' aynı zamanda Masonluğun mutlaka gizli kalması gereken sırlarının da Kodudur.

 

Masonlar 19. yy.ın başlarında dişil prensip ‘Sofia'yı yüceltmek için özel localar kurmuşlardı ve 1750'lerden itibaren sadece erkeklerden kururlu olan bu localar kadın haklarını savunmaları için kadın aktivistler yetiştirmeye başladılar. İlk kez 1780'lerde Fransa'da ilk feminist localar işte bu ‘Sofia' kodlu Mason localarındaki erkekler tarafından başlatılmıştı 9 . Geçerken belirteyim, Meryem'e verilmiş olan adlardan bir diğeri de ‘Mühürlü Çeşme/Pınar' (Sealed Fountain) dır. Bu da yine çeşitli Gnostik gruplarca kullanıla gelmiş bir koddur.

 

Hrıstiyanlıkta olduğu kadar diğer dinlerde ve inançlarda da “Gül” her zaman önemli bir yer tutmuştur. Gül bir kod olarak yada amblem olarak Okültizm'de, Hermetizm'de, Ayşimizm'de kendine bir yer bulmuştur. Gül, mitolojide de kendisine anlamlar yüklenmiş bir çiçektir. Yunan mitolojisinde Eros, tanrılara gül sunar ve bunu başlarının üstüne koyar. Bunun sembolizmine göre başına gül konulmuş olan kişinin yada tanrının sırlarını saklaması gerektiğidir. Bu nedenle günümüzde özellikle gizli kalması gereken sırların konuşulması yasaktır ve buna hem diplomatik dilde hem de Ezoterik örgütlerde“subrosa” (latince: gül altı yada gülün altında)denilir. Böylelikle kişi yada kuruluşlara ait özel bilgilerin saklanması sağlanmış olur. Gülün altına alınmış olan özel bilgiler veya sırlar açıklanırsa, gül soldurulur (kişi ölür).

 

Özellikle Anadolu'da yapılan Bacchus Festivallerinde devlet sırlarını bilin yöneticiler içki içerken başlarına gül taçları yerleştirirlerdi. Gül'ün altında olunca, içki sarhoşluğuyla başlayan dil çözülmesinin duracağına ve sırların açıklanmayacağına inanılırdı. Bu nedenle beş çeperli kırmızı gül daima sır-koruyucusu olarak bilinmiş ve subrosageleneğinin sembolü olmuştur.

 

Ortaçağda Avrupa'da gül bahçeleri yapmak moda haline gelmişti. Bu bahçeler Katolik Kilisesi tarafından takdis edilirdi. Romalılar da her yıl bir Pazar gününü Gül'e adamışlardı ve “Rose Sunday” Gül Pazarı denilen bu özel günde tüm güller pagan geleneklerine göre kutsanırdı. Roma Kilisesi (bu günkü Vatikan) ise paganların geleneksel Gül Pazarı Günü'nü “Altın Gül Günü” olarak Hıristiyanlaştırmıştı. Büyü ve sihir ile çok uğraştığı için adı Papalar Listesi'nde lanetle anılan 23.John (1410-15) bu Altın Gül törenlerine resmiyet kazandıran ilk papadır. 10

 

Mitolojide Gül Afrodit'in (latincesi: Venüs) sevgilisi Adonis'in kod adıydı. Mitolojiye göre ilk kırmızı güller onun kanayan yarasından akan kandan doğmuştu. Daha sonra bu“Myth” (efsane), İsa'nın çarmıha gerilişi sırasında böğründeki yaradan akan kan damlacıklarından oluşan güller inancına dönüştü ve Christendome'da kurulmuş en ustaca kurgulanmış yeraltı Okült örgütünün kod adı oldu.

 

Antik Roma'da “Rosalia” diye bilinen ve ölüler için düzenlene bir Gül Festivali vardı. Bu festival geleneksel olarak her yılın 11 Mayıs ve 15 Temmuz tarihleri arasındaki bir günde başlardı. Bu pagan festivali de zamanla Hıristiyanlaştırılmıştır ve günümüzde Katolik Kilisesi tarafından “Pentacost Sunday” (domenica rosata) olarak hala kutlanır.

 

Hıristiyan tesbihine gül sözcüğünde türetilerek “Rosary” denilir. Christendome'da Tesbih duaları özellikle 15.yy.dan sonra yaygınlaşmıştır. 11 İlk tesbih kullanımı ise Hindistan'da Visnu ve Shiva Tanrıları için kullanılmıştı. Bu gelenek önce Budizm'e, oradan da İslamiyet'e geçmişti. Christendome'da kullanılmaya başlayışı Haçlı Seferleri'nden sonra İslam'ı öğrenen Tapınak Şövalyeleri'nin aracılığıyla olmuştur. İlk kez 1495'te Papa VI.Alexander, Rosary kullanımının Hıristiyanlık dinince caiz olduğunu açıkladı. 12

 

Yahudiler de Musa'nın Tur Dağı'na çıkarak tanrıdan 10 Emir'i aldığı günün anısı olarak Pentacost Töreni düzenlerler. Hamursuz Bayramı'ndan yedi hafta sonra kutlanan bu bayram mayıs ayının 6. ve 7. günlerine rastlar. Yahudiler bu özel günü “Gül Bayramı”olarak adlandırmışlardı. İbraniler Turfanda Bayramı yada eski deyimle “İd- ül- hamsin” (Elli Gün Bayramı) da derlerdi. Filistin'de yaşayan Yahudiler ise gül bayramını iki gün süre ile Şükran Bayramı olarak anarlar. 13

 

Kırmızı Gül, dünyanın hemen her yerinde aşkın sembolü olarak bilinirken Beyaz Gül ilginçtir ki ölümün simgesi olmuştur. Ortaçağ Fransa'sında sadece bakirelerin kırmızı gül taşıma hakları vardı.

 

Alşimizm'de kırmızı ve beyaz güller bir dualite oluştururlar. Kırmızı gül sülfürü ve beyaz gül de cıvayı temsil eder. Yedi çeperi olan bir gül ise Alşimist için yedi metali simgeler.

Gül, Mason sembolizmde çok önemli bir yer oynar. Ölen her Mason'un mezarına üç beyaz gül bırakılır yada dikilir. İncil'deki dördüncü Gospel'in yazarı ve en esrarengiz Evanjelist (İncil yazıcısı ve havari) olarak tanınan Aziz John adına konulmuş Masonik “St. John's Roses” ışığı, sevgiyi ve yaşamı sembolize ederler. Masonlar içim gizli ibadet günlerinden biri olan 24 Haziran'da localar üç değişik renkten (beyaz, sarı, kırmızı) oluşan bu Aziz John Gülleri'ni yerleştirirler. Masonlukta kırmızı gül yaprağı “evet” olarak değerlendirilirken beyaz gül yaprağı sembolik olarak “hayır” yerine kullanılmaktadır. Bazı Mason locaları, özellikle de 18.yy.da “Üç Gül” veya sarı/kırmızı gül adlarını almışlardı. Bunların arasında en ünlüsü Hamburg'taki Üç Gül Locası'ydı. Bu locaya Alman edebiyatının en ünlü yazarlarından Lessing de üyeydi.

 

Armalarda da gül motiflerini çok sıkça rastlanır. Avrupalı soyluların en gözde amblemi gül olmuştur. Bu armalardaki güller ve renkleri siyasal tercihleri de yansıtıyordu. Buna göre kırmızı güllü armalar Meryem'e ve onun temsil ettiği Kilise'ye (Ortodoks ve Katolik) bağlılığı gösterirken, beyaz güllü armaların sahipleri ilk tercihlerinin Protestanlık ve Krallık (devlet) olduğunu ve bunların uğruna öleceklerine yemin ettiklerini göstermekteydi. Kırmızı Gül Katolik aleminde aynı zamanda kan dökücülük sanatı olan Militarizmin de sembolüydü. Bu gelenek Antik Roma'dan kalmaydı ve Romalı'lar Savaş Tanrısı Mars'ın gülden doğduğuna inanırlardı.

 

Gül sembolizmine dayalı soyluluk sembolleri en çok İngiltere'de kullanılmıştı. Burada Taht için savaşan York Hanedanı'nın soyluluk sembolü Beyaz Gül iken rakibi Lancester Hanedanı'nın soyluluk sembolü Kırmızı Gül'dü. Bu nedenle İngiltere'deki hanedanlar arası savaşlara “Gül Savaşları” (1455- 89) denilmişti. 14 Sonuçta Tudor Hanedanı kazandı ve İngiltere'de Tudor Gül'ü diye bilinen York- Lancester güllerinin karışımından oluşan bir sembol yaratılmış oldu. Almanya'da ise Lippe Prensleri ile Altenburg Baronları daima gül sembolizmiyle yapılmış soyluluk armaları taşırlardı. Avrupa'da Southhampton ve Almanya'da Lippstadt'ın kent simgesi güldür.

 

Gül'ün kısaca İslami gelenekteki yerine de değinelim. Bektaşilikte “Gül Destesi” deyimi Hz. Ali'nin ölmeden önce yapılmasını istediği son taleptir. Ayrıca Halvetiye Tarikatının kollarından biri de Gülşeniye'dir. İbrahim Gülşeni (ö.1422) tarafından kurulmuştur. Yeniçeriler ise çeşitli dualardan oluşan dua destelerini “Gülbank” derlerdi. Bektaşiler de cenaze için, zifaf için, sefer için ayrı Gülbank'lar vardı.

 

Buraya kadar anlatılanlar “Gül” kodunun araştıran her kişi tarafından bilinebilecek “Exoterik” (dışsal) 16 nitelikleri ile ilgili bilgilerdir. Oysa gül kodunun bir de yalnızca elitler tarafından bilinen ve çok karmaşık “sırlar” içeren ezoterik anlamları vardır. Şimdi bu sırlardan, yazılabilecek olanlarını ve bu sırlarla kurulmuş “Gizli ve Gizemli” bir yeraltı örgütünü tanıyalım.

Powered by Bullraider.com
 
Telif hakkı©2011 Metin YILMAZ www.kutsalkitaplar.net Bu sitenin bütün hakları saklıdır.
 
Kutsalkitaplar.net sitesinde bulunan bize ait makaleler ve e-kitaplar (A'dan Z'ye Kitabı Mukaddes) yazarın izni alınmadan ticari amaçla kullanılamaz. Ticari amaç taşımayan kullanım, yazarın ve sitenin kimliği belirtilerek kullanılabilir. kutsalkitaplar.net sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kisişel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
 
 
 
 
Tekrar kullanım:
Bu sitede bulunan bize ait makaleler, kopyelenip ücret ödemeksizin aşağıdaki şartlara uyup kullanılabilir.
(1) - Kesinlikle ücret talep edilmeyecek.
(2) - Makalelere herhangi bir yazı eklenmeyip, çıkarılmayacak. Websitenizde en az harf büyüklüğü 10pt kullanılacak
Sitemizde yer alan yazılar ve haberler kaynak URL belirtilerek kullanılabilir. 
Not:Yukarıda bahsettiğimiz bu şartlar bize ait olmayan makaleler için geçerli değildir.