Nazım Hikmet

 

Ben bir insan, 
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet 
ben tepeden tırnağa insan 
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret...

 

 undefined

 

Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum, 
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.

Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem 
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin 
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek 
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak 
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan 
bahseden şiirler yazmak istiyorum.

                                                                            Nâzım Hikmet

Nâzım HİKMET


        Soyadı Ran'dır. 20 Kasım 1901 tarihinde Selanik'te doğdu; ancak ailesi 15 Ocak 1902 olarak kaydetmiş ve kendisi de bu durumu benimsemiştir. 3 Haziran 1963 tarihinde Moskova'da öldü. İstanbul'da Heybeliada Bahriye Mektebi'ni bitirdi, ancak sağlık sorunları nedeniyle subaylık serüveni sona erdi. Kurtuluş Savaşı'na katılmak amacıyla Anadolu'ya geçti (1921). Anadolu'da Kurtuluş Savaşı için verilen her görevi yerine getirdi. Oradan Rusya'ya gitti.  Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'nde (KUTV) yüksek öğrenimini tamamladı. 1924 yılında gizlice Türkiye'ye döndü. Gazetelerde, dergilerde, film stüdyolarında çalıştı. Şiirleri nedeniyle birkaç kez kovuşturmaya uğradı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle kanıtsız, yasaya ve hukuka aykırı olarak 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa Cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. 1950 yılında bir af yasasıyla  salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ile öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Yurtdışında sürekli olarak Bulgaristan, Rusya, Polonya'da yaşadı; birçok uluslararası kongreye katılarak çeşitli ülkelere yolculuklar yaptı.1963 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonunda öldü,  Moskova'da Novo-Deviçeye Mezarlığına gömüldü.

YAPITLARI

Güneşi İçenlerin Türküsü (1928)
835 Satır (1929)
Jokond ile Si-Ya-U (1929)
Varan 3 (1930)
1+1=1 (1930)
Sesini Kaybeden Şehir (1931)
Benerci Kendini Niçin Öldürdü (1932)
Gece Gelen Telgraf (1932)
Taranta Babu'ya Mektuplar (1935)
Portreler (1935)
Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı (1936)
Saat 21-22 Şiirleri (1965)
Kurtuluş Savaşı Destanı (1965)
        (Kuvâyi Milliye adıyla 1968)

Dört Hapishaneden (1966)
Rubailer (1966)
Yeni Şiirleri (1966)
Memleketimden İnsan Manzaraları (1966-67)
        (Kitabın üçüncü cildi, 1965 yılında "Şu 1941 Yılında" adıyla yayımlanmıştır)

İlk Şiirleri (1969)
Son Şiirleri (1970)
Nâzım Hikmet ve Seçme Şiirleri (1975, hazırlayan: Asım Bezirci)
Tüm Eserleri (1975-1980, Cem Yayınevi, 8 kitap, bütün şiirler)
Nâzım Hikmet'in Bilinmeyen İki Şiir Defteri (1980, hazırlayan: Kemal Sülker)
Nâzım Hikmet Toplu Yapıtları (26 Kitap, Adam Yayınları, 1988-1992)

ŞİİRLERİ

CEVİZ AĞACI

Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, 
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda, 
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl. 
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, 
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil. 
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. 
Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a. 
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. 
Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u. 
Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. 
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında. 
 


Nazım HİKMET

BU VATANA NASIL KIYDILAR 
   

İnsan olan vatanını satar mı? 
Suyun içip ekmeğini yediniz. 
Dünyada vatandan aziz şey var mı? 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Onu didik didik didiklediler, 
saçlarından tutup sürüklediler. 
götürüp kâfire : «Buyur...» dediler. 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Eli kolu zincirlere vurulmuş, 
vatan çırılçıplak yere serilmiş. 
Oturmuş göğsüne Teksaslı çavuş. 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız?

Günü gelir çarh düzüne çevrilir, 
günü gelir hesabınız görülür. 
Günü gelir sualiniz sorulur : 
Beyler bu vatana nasıl kıydınız? 
 

                                                    1959 
 

KIZ ÇOCUĞU

Kapıları çalan benim 
kapıları birer birer. 
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli 
oluyor bir on yıl kadar. 
Yedi yaşında bir kızım, 
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce, 
gözlerim yandı kavruldu. 
Bir avuç kül oluverdim, 
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için 
hiçbir şey istediğim yok. 
Şeker bile yiyemez ki 
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı, 
teyze, amca, bir imza ver. 
Çocuklar öldürülmesin 
şeker de yiyebilsinler.

                                                (1956) 
 

SALKIMSÖĞÜT 
 

Akıyordu su 
gösterip aynasında söğüt ağaçlarını. 
Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını! 
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere 
koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere! 
Birden 
bire kuş gibi 
                 vurulmuş gibi 
                                kanadından 
yaralı bir atlı yuvarlandı atından! 
Bağırmadı, 
gidenleri geri çağırmadı, 
baktı yalnız dolu gözlerle 
                  uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

Ah ne yazık! 
             Ne yazık ki ona 
dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak, 
beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak! 
 

Nal sesleri sönüyor perde perde, 
atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde! 
 

Atlılar atlılar kızıl atlılar, 
atları rüzgâr kanatlılar! 
Atları rüzgâr kanat... 
Atları rüzgâr... 
Atları... 
At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi. 
Gölgeler gölgelendi 
                     renkler silindi. 
Siyah örtüler indi 
                    mavi gözlerine, 
sarktı salkımsöğütler 
                        sarı saçlarının 
                                          üzerine!

Ağlama salkımsöğüt, 
                            ağlama, 
Kara suyun aynasında el bağlama! 
                                                 el bağlama! 
                                                            ağlama!

 

                                             Nâzım HİKMET

HOŞ GELDİN
Hoş geldin!
Kesilmiş bir kol gibi
omuz başımızdaydı boşluğun...
Hoş geldin!
Ayrılık uzun sürdü.
Özledik.
Gözledik...
Hoş geldin!
Biz
bıraktığın gibiyiz.
Ustalaştık biraz daha
taşı kırmakta,
dostu düşmandan ayırmakta...
Hoş geldin.
Yerin hazır.
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM.....
N.Hikmet - 1932 Birinciteşrin 5, Çarşamba gecesi

 

YİNE MEMLEKETİM ÜSTÜNE SÖYLENMİŞTİR 
  
 

Memleketim, memleketim, memleketim, 
ne kasketim kaldı senin ora işi 
ne yollarını taşımış ayakkabım, 
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan, 
                         Şile bezindendi. 
Sen şimdi yalnız saçımın akında, 
                        enfarktında yüreğimin, 
                 alnımın çizgilerindesin memleketim, 
memleketim, 
memleketim... 
 

                                                                    Pırağ, 8 Nisan 958

 

YİRMİNCİ ASRA DAİR

— Uyumak şimdi, 
                 uyanmak yüz yıl sonra, sevgilim...

— Hayır, 
            kendi asrım beni korkutmuyor 
                                              ben kaçak değilim. 
     Asrım sefil, 
                 asrım yüz kızartıcı, 
     asrım cesur, 
                         büyük 
                                   ve kahraman. 
     Dünyaya erken gelmişim diye kahretmedim hiçbir zaman. 
     Ben yirminci asırlıyım 
     ve bununla övünüyorum. 
     Bana yeter 
     yirminci asırda olduğum safta olmak 
                                                      bizim tarafta olmak 
     ve dövüşmek yeni bir âlem için...

— Yüz yıl sonra, sevgilim...

— Hayır, her şeye rağmen daha evvel. 
     Ve ölen ve doğan 
     ve son gülenleri güzel gülecek olan yirminci asır 
     (benim şafak çığlıklarıyla sabaha eren müthiş gecem), 
     senin gözlerin gibi, Hatçem, 
                                     güneşli olacaktır...

                                                                                                12.11.1941

 

 

Bu Makale, http://www.siir.gen.tr/siir/n/nazim_hikmet/index.html    sitesinden alınmıştır.

Powered by Bullraider.com
 
Telif hakkı©2011 Metin YILMAZ www.kutsalkitaplar.net Bu sitenin bütün hakları saklıdır.
 
Kutsalkitaplar.net sitesinde bulunan bize ait makaleler ve e-kitaplar (A'dan Z'ye Kitabı Mukaddes) yazarın izni alınmadan ticari amaçla kullanılamaz. Ticari amaç taşımayan kullanım, yazarın ve sitenin kimliği belirtilerek kullanılabilir. kutsalkitaplar.net sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kisişel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
 
 
 
 
Tekrar kullanım:
Bu sitede bulunan bize ait makaleler, kopyelenip ücret ödemeksizin aşağıdaki şartlara uyup kullanılabilir.
(1) - Kesinlikle ücret talep edilmeyecek.
(2) - Makalelere herhangi bir yazı eklenmeyip, çıkarılmayacak. Websitenizde en az harf büyüklüğü 10pt kullanılacak
Sitemizde yer alan yazılar ve haberler kaynak URL belirtilerek kullanılabilir. 
Not:Yukarıda bahsettiğimiz bu şartlar bize ait olmayan makaleler için geçerli değildir.