Mevlana
- Mekale Detayları:
- Kategori: Edebiyat
- Oluşturulma tarihi: Pazartesi, 25 Nisan 2011 15:26
- Son günceleme: Pazartesi, 25 Nisan 2011 15:26
- Yayın tarihi: Pazartesi, 25 Nisan 2011 15:26
- Makale Yazarı: Bu makale İnternetten alınmışdır, sayfa altında referansı verilen,
- Gösterim: 53
Hz.Mevlana'nın Doğumu ve Ailesi
Asıl adı Muhammed Celâleddin olan Mevlana Celâleddin Rûmî, hicrî: 6 Rebîü'l-evvel 604 / miladî: 30 Eylül 1207'de, o dönemde İslam kültür ve medeniyetinin önemli bir merkezi olan ve Horosan bölgesinde bulunan Belh şehrinde (Bugün itibariyle Afganistan'ın kuzeyindeki Mezarışerif yakınlarında) doğmuştur.
Mevlana'nın doğduğu yıllarda Belh şehri ve çevresi Harezmşahların egemeniği altındadır. Bu dönemde Harezmşahların başında Sultan Alâeddin Muhammed vardır.
Mevlana'nın babası, Sultanü'l-Ulema unvanıyla tanınan ve Harezmşahlar ülkesinin büyük alim ve mutasavvıflarından Bahâeddin Veled'dir. Annesi ise Harezmşahlar sarayına mensup bir ailedendir ve Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mü'mine Hatun'dur. Soyunun baba tarafından Hz. Ebu Bekir'e, anne tarafından ise Hz. Ali'ye dayandığı rivayet edilir.
Henüz iki yaşlarındayken babasını kaybeden Bahâeddin Veled, annesinin terbiyesi ile yetişmiş; bir şehzade olmasına rağmen dünya saltanatına değer vermemiş, ilim saltanatını tercih etmiştir. Başta büyük babası Celâlledin Hüseyin Hatibi ve Necmeddin Kübra olmak üzere zamanında yaşayan Türkistan alimlerinden ders almış, Harezmşahlar ülkesinin büyük alimlerinden olmuştur.
Kırılan Kalp ve Belh'ten Ayrılmak..
Günlerini talebelerine ders vererek, halka vaaz ve nasihatler ederek geçiren Bahâeddin Veled, günün birinde hanımını, oğulları Alâeddin Veled ve Muhammed Celaleddin'i yanına alarak üç yüz kadar öğrencisiyle Belh'ten ayrılır.
Bahâeddin Veled'in Belh'ten ayrılması, başlıca iki sebebe bağlanır. Bunlardan birisi, Sultanü'l-Ulema unvanını kullanmamasından rahatsızlık duyanların verdiği huzursuzluk ve sohbetlerinin çevrede büyük etki göstermesiyle öğrencilerinin her geçen gün hızla çoğalmasına duyulan kıskançlıktır.
...
İkinci sebep ise ilerki zamanlarda Anadolu'ya kadar ulaşacak olan Moğol saldırılarının bölgede tehlike olmaya başlaması, Bahâeddin Veled'in bölgede meydana gelecek siyasal, sosyal... huzursuzlukları sezmesidir. Nitekim Moğolların Harezmşahlar ülkesine girmesinden bir süre önce Belh'ten ayrılması ikinci görüşü daha da güçlendirmektedir. Bahâeddin Veled ve ailesinin Belh'ten ayrılmasından kısa bir süre sonra şehri işgal eden Moğol ordusu Belh'i yağmalamış, yakıp yıkmış, taş taş üstünde bırakmamıştır.
Anadolu Yollarında
Hac farizasını yerine getiren Bahâeddin Veled, ailesi ve müridleriyle beraber zamanın ihtişamlı ülkesi olan Anadolu Selçuklu Devleti topraklarına ulaşmak için "Diyar-ı Rum" a doğru yola çıkar. Kudüs'te Mescid-i Aksa'yı ziyaret ettikten sonra Şam'a geçen kervan, bir müddet burada kalır. Bahâeddin Veled, burada Muhyiddin Arabî ile tanışır ve uzun sohbetler ederler. Halep ve Malatya'ya uğrayarak yoluna devam eden kervan, Mengücükoğulları'nın başşehri Erzincan yakınlarında bir süre konaklar. Buradan da ayrılan kervan Sivas, Kayseri ve Niğde'ye uğrayarak Lârende'ya (Karaman) ulaşır. Lârende valisi Emir Musa Bey ve şehrin ileri gelenleri Bahâeddin Veled ve kervanını şehrin dışında karşılarlar. Gösterişli saray ve konaklarda misafir edilmeyi kabul etmeyen Sulanü'l Ulema Bahâeddin Veled, ailesi ve öğrencileriyle birlikte bir medreseye yerleştirilir.
Bahaâeddin Veled, Larende'de
Bahâeddin Veled ve ailesi 1221 yılından itibaren Larende'de yaşamaya başlar. Bahâeddin Veled, Larende valisi Emir Musa Bey'in kendisi için yaptırdığı medresede derslerini vermeye devam ederken; Muhammed Celâleddin araştıran, okuyan, babasının derslerini can kulağı ile dinleyen, kendisini en iyi şekilde yetiştirmeye çalışan bir gençtir. Adım adım "Mevlânâ" olarak anılmaya yaklaşmaktadır.
İlk hocası ve mürşidi, babası Bahâeddin Veled'den İslamî ilimleri ve diğer ilimleri öğrenen genç Celâleddin; Belh şehrinden kendileriyle birlikte göç eden Semerkandlı Şerafeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun'la 1225 yılında evlenir. Bu evlilikten kısa bir süre sonra annesi Mü'mine Hatun vefat eder, ardından ağabeysi Muhammed Alâeddin'i kaybeder. İki büyük kayıpla yaralanan Mevlana; ilk çocuğu Sultan Veled ve ikinci oğlu Alâeddin Çelebi'nin doğumlarıyla teselli bulur.
Günler geçmekte, çevrede iyice tanınmaya başlayan Bahâeddin Veled'in medresesi gönül dostlarıyla dolup taşmaktadır.
Bu sırada en ihtişamlı dönemlerini yaşayan Anadolu Selçuklu Devleti'nin başşehri olan Konya, bir ilim ve kültür merkezi haline gelmiştir. Çünkü Moğol tehlikesini sezen bazı devlet adamları ve Bağdat'ta oturan Abbasi halifesi, ülkedeki ilim adamlarını Konya'ya yollamışlardı. Bu ilim adamları, Konya sarayından ve halktan büyük ilgi görüyorlardı. Zaten Sultan
Alâeddin Keykubat, duyduğu ilim adamı, şair ve sanatçıları Konya'ya davet ediyordu. Larende'de bulunan Sultanü'l Ulema Bahâeddin Veled'i de davet etmemek olmazdı. Olaylar da Sultanü'l Ulema'nın Konya'ya gelmesi yönünde gelişti.
...
Sonraları gelişen olaylar hasebiyle Bahâeddin Veled Konya'ya gelmesi üzerine yapılan daveti kabul eder ve yol hazırlıklarına başlarlar.
Bahâeddin Veled, Emir Musa ve Larendelilerle vedalaşarak 3 Mayıs 1228'de bir bahar günü ailesini ve müridlerini yanına alır, Konya'ya doğru yola çıkar. Genç Muhammed Celâlledin, yine babasının peşinden gelmektedir.
...
Sultan Alâeddin Keykubat, vezirler, ilim adamları ve Konya halkı Sulantü'l Ulema Bahâeddin Veled'i Konya şehrinin dışında büyük bir saygıyla karşılarlar. Sultanü'l Ulema'ya saygıda kusur etmek istemeyen Alâeddin Keykubat, onu sarayında misafir etmek ister, Sultanü'l Ulema bu isteği;
- "Ey büyük Sultan! Sizi çok iyi anlıyorum. Ancak sultanlara saray, şeyhlere dergah, tüccarlara han, yolculara kervansaray uygun gerekir. Bize uygun düşen ise, bir medresedir" diyerek geri çevirir.
Bunun üzerine Bahâeddin Veled ve yanındakiler Altun-aba medresesine yerleştirilir.
Bahâeddin Veled, Altun-aba medresesine yerleşmesine yerleşmişti. Ancak medresede başka alimler de vardı. Kendisine ayrılan bölümün küçüklüğü de Sultanü'l Ulema'yı rahatsız ediyordu. İstese yeni medrese yapılabilirdi. O ise, sesini çıkarmıyordu.
Bu arada Sultanü'l Ulema, Alâeddin Camii'nde vaaz ve sohbetlere başlamıştı.
Bahâeddin Veled, bir cuma günü kalabalık bir cemaate vaaz vermektedir. Sultan ve diğer devlet adamları da camidedir. Cemaat, Sultanü'l Ulema'yı can kulağı ile dinlemektedir. Bir ara Sultan'ın lalası olan Emir Bedreddin Gevhertaş, "Sultanü'l Ulema'nın ne kadar güçlü bir hafızaya sahip olduğunu, ne kadar güzel konuştuğunu, verdiği dersin önceden hazırlanıp hazırlanmadığını" düşünür. Bu sırada Bahâeddin Veled, kendisine;
- "Emir Behreddin, Kur'an'dan bir aşır oku!" diye seslenir.
Emir Bedreddin Kur'an'dan bir bölüm okur. Bahâeddin Veled, okunan bu bölümün ayetlerini geniş geniş açıklar. Bu olaydan oldukça etkilenen Emir Bedreddin kendisini alamaz, kalkar; Bahâeddin Veled'in elini ve vaaz verdiği kürsüyü öper.
Emir Bedreddin Gevhertaş, duyduğu bu manevi hazzın bedelini ödemeye devam etmek ister. Bahâeddin Veled ve çocukları için Sultan Köşkü'ne yakın bir yerde bir medrese yaptırmaya başlar. Sultanü'l Ulema, ailesi ve öğrencileriyle birlikte bu yeni yapılan medreseye taşınır. Ömürlerinin sonuna kadar da burada otururlar.
Başta Sultan olmak üzere, ileri gelen devlet adamları, ilim adamları ve halk, Bahâeddin Veled'in vaazlarına katılmakta, sohbetlerinden feyz almaktadır.
Mana aleminin güneşi Sultanü'l Ulema, seksenini çoktan geçmiş olduğu halde, 24 Şubat 1231 tarihinde, soğuk bir kış günü vefat eder. Geride "Maarif" adlı bir ilim ve irfan hazinesi ile gönüller sultanı Mevlana'yı bırakır.
Başta Sultan Alâeddin Keykubat olmak üzere sevenleri matem içinde bırakan Bahâeddin Veled, bir gül bahçesine defnedilir.
Mevlana...
Sultanü'l Ulema Bahâeddin Veled'in Belh'ten beri taşıdığı manevi aydınlık meşalesi artık oğulu Mevlana Celaleddin'dedir.
Bahâeddin Veled'in vefatından yaklaşık bir yıl sonra Seyyit Burhaneddin Tirmizi, Konya'ya gelir.
Seyyit Burhaneddin, Bahâeddin Veled'in Belh'ten öğrencisidir. Mevlana'nın küçüklüğünde lalasıdır. Bahâeddin Veled ile göç etmemiş, Belh'te kalmıştı. Daha sonra da Tirmiz şehrine gitmiştir. Şeyhinin vefat haberini öğrendiği zaman Mevlana Celâleddin'e yardımcı olabilmek için Konya'ya gelir.
Mevlana, engin bilgisi ve manevi zenginliği ile çok iyi yetişmiş olmasına rağmen, kendisini halkı irşad edecek kadar hazır hissetmiyordu. Mürşid olmak, insanlara rehberlik etmek, yol göstermek büyük bir sorumluluktu. Böyle bir sorumluluğu yerine getirebilecek miydi?
Hatta o, kendisinin irşada muhtaç olduğunu düşünüyordu. Böyle bir zamanda Seyyid Burhaneddin çıkıp gelmiş, onu yalnız bırakmamıştı. Mevlana ile dokuz yıl kadar sürecek bir beraberlik başlamıştı.
Seyyit Burhaneddin'in Konya'ya gelmesi, bazı menkıbeciler tarafından bir rüyaya bağlanır. Bu rüyaya göre, Seyyit Burhaneddin bir gece rüyasında Şeyhi Bahâeddin Veled'in öfkeli bir vaziyette kendisine şöyle seslendiğini görür;
- "Ey Burhaneddin! Oğlum Celâleddin'i Konya'da yalnız bırakırsın. Bu, senin şanına layık mıdır? Yanına varmak, ona yol göstermek ve lalalık hizmetini tamam etmek gerekmez mi?"
Seyyid Burhaneddin:
- "Eyvahlar olsun! Şeyhim bu fani alemden göçtü" diyerek yollara düşer.
Aldığı manevi uyarı ile Konya'ya gelen Burhaneddin Tirmizi, Mevlana Celaleddin'i arar. Mevlana'nın annesi ve kardeşinin mezarını ziyaret için Larende'de olduğunu öğrenir ve ona haber gönderir. Bu arada şeyhi Bahâeddin Veled'in mezarını ziyaret eder ve Mevlana'yı beklemeye başlar.
Mevlana haberi alır almaz Konya'ya döner. Seyyid Burhaneddin Tirmizi'yi bulur. Onun elini büyük bir hürmetle öper; onu, medresesine yerleştirir. Yıllar sonra lalası ve hocası Seyyid Burhaneddin ile yine beraberdir.
Mevlana Celaleddin tekrar Seyyid Burhaneddin'in manevi terbiyesi altına girer...
Seyyid Burhaneddin Mevlana'nın bilgisini yoklar ve ondaki mükemmelliği görür, ama eksikleri vardır...
Ona şöyle der:
- "Bilgide dengin yok... Ama baban hem hâl ilmi (yaşayış) sahibiydi, hem kâl ilmi (güzel söz) sahibiydi. Yalnız söz ile değil, yaşayarak olgunluğa ermişti. Sen kâl ilmine önem vermişsin. Bugünden tezi yok, sen de hâl ilmine gir, onun haline sahip ol. Ondan kalan bu mirasa hakkıyla sahip ol ki, güneş gibi bu alemi aydınlat-asın..."
Seyyid Burhaneddin Tirmizi, dokuz yıl kadar Mevlana'nın yanında bulunur. O hoca, Mevlana da öğrenci olur. Ona tam bir rehberlik yapar. Bir ara beraberce Halep ve Şam taraflarına giderler. Birkaç yıllık seyahatten sonra da geri gönerler.
Konya'ya döndükleri zaman, Mevlana'dan huzurunda halvet çıkarmasını (herkesten uzak kalarak ibadet etmesini) isteyen Seyyid Burhaneddin, öğrencisinin bu dileği büyük bir şevk ve başarıyla yerine getirdiğini görür. Mevlana kırk gün çilehanede kalır.
Mevlana'nın istediği olgunluğa eriştiğini gören Seyyid Burhaneddin, Mevlana'dan Kayseri'ye gitmek üzere izin ister. Mevlana, bu isteğe oldukça üzülür, fakat kabul eder.
Seyyid Burhaneddin Tirmizi, bundan sonra Kayseri'ye yerleşir.
Mevlana, hocasının Kayseri'ye gitmesinin ardından bir kez daha Halep ve Şam taraflarına gider.
Halep'te Halaviyye Medresesi'nde kalır. Birkaç yıl sonra Şam'a geçer. Mukaddimeye Medresesi'nde kalır. Devrin ünlü ilim adamlarından Muhyiddin Arabi ve Sadreddin Konevî ile görüşür.
Hiç durmadan okuyan, araştıran, öğrenen Mevlana; ilim derinliğine ulaşmıştır. Orada geniş bir çevre edinir; Rivayetlere göre bu seyahat, dört veya yedi yıl sürer.
Konya'ya dönmenin zamanı gelmiştir.
Konya'ya dönerken Kayseri'ye uğrar. Hocasını ziyaret eder. Beraberce Konya'ya dönerler yeniden.
Mevlana, Burhaneddin Tirmizi'nin hikmet pınarından kana kana içmektedir. Seyyid Burhaneddin, onun olgunluğunu ve iliminin derinliğini gördükçe memnun olmaktadır. Mevlana, "insan-ı kamil" olma yolundadır.
Seyyid Burhaneddin, Mevlana için büyük bir örnektir.
Rivayetlere göre, Mevlana günlerce ağzına bir lokma yiyecek koymaz. Nefsini zayıf düşürmek, köreltmek için büyük gayret gösterir.
...
Günler sonra Seyyid Burhaneddin Kayseri'ye döner.
Mevlana, bir kez daha yalnız kalmıştır.
Birkaç defa şeyhini Kayseri'de ziyaret eder.Kayseri'de büyük bir ilgi ve saygı gören Seyyid Burhaneddin'e imamlık verilir. Fakat o, namaz kıldırırken uzun süre kıyamda ve secdede kalır; cemaat bundan acizlik duyardı.
Bunun farkında olan Seyyid Burhaneddin:
- "Beni özürlü sayın. Ben ilahi huzurdayken kendimden geçiyorum ve sizleri unutuyorum. İmamlık bana göre değil, başkasını bulunuz", diyerek affını ister cemaatin.
Kendisini ziyarete gelen Şehabeddin Sühreverdi ile saatlerce karşı karşıya otururlar ve tek kelime konuşmazlar.
Ziyaretten sonra müridleri, Seyyid Burhaneddin'e sorarlar:
- "Bu nasıl görüşme? Aranızda hiç konuşmadınız. Bunun sebebi nedir?"
Seyyid Burhaneddin:
- "Hâl ehli yanında, hâl dili gerekir... Hakikatı görenlerin huzurunda susmalı. Hâl olmadan, kâl ile müşkülleri çözmek mümkün değildir", diye cevap verir.
Seyyid Burhaneddin Kayseri'ye geleli bir yıl kadar olmuştu. Bir gün, bir müridini çağırmış, sıcak su hazırlanmasını istemişti.
Hazırlanan su ile abdest alımış ve müridine şöyle söylemişti;
- "Git kapının önüne çık ve "Garip Seyyid bu dünyadan göçtü" diye sâlâ ver.
Bir müddet sonra da ruhunu teslim eder.
Seyyid Burhaneddin Tirmizi, 1242'de vefat etmiştir.
Şeyhinin vefat haberini alan Mevlana, büyük üzüntülerinden birini daha yaşamış; hemen Kayseri'ye gelerek mezarını ziyaret etmiştir. Konya'ya dönerken de şeyhini kitaplarını yanında götürmüştür.
Garip Bir Karşılama
Mevlana, bir ilim adamı olmuştu. Tefsir, hadis, fıkıh, lügat, arapça ve farsça'yı öğrenmişti.
Babası, Bahâeddin Veled ve şeyhi Seyyid Burhaneddin Tirmizi'den feyz almıştı..
Müridleri ve öğrencileri vardı.
Müridlerinin ve öğrencilerinin eğitimi için çalışıyordu...
Ancak, Mevlana'nın mana alemindeki yükselişi sona ermemişti.
Babasını ve şeyhini kaybeden Mevlana yalnızdı.. Ama bu yükselişin tamamlanması, yalnızlığın da giderilmesi gerekiyordu.
1244 yılı Kasım ayının sonlarına doğru bir gün, Mevlana Celaleddin, ikindi vakti Altun-aba medresesi'ndeki dersini bitirmiş, yanında birkaç müridi olduğu halde evine dönmektedir. Bedeni bineğinin üzerinde, ruhu ise mana aleminin derinliklerinde seyahat etmektedir. İşte bu sırada Mevlana, birilerinin bineğinin dizginlerini tutarak, hayvanı durdurduğunu fark eder.
Karşısında ışıklar saçan, keskin bakışlı bir çift göz vardır.
Mevlana'nın bedeni ve ruhu titrer.
Bir müddet öylece birbirlerine bakarlar.
Uzun bir sessizliğin ardından meçhul adam söze başlar:
- "Sen, Belh'li Sultanü'l Ulema Bahâeddin Veled'in oğlu Muhammed Celâleddin değil misin?
Mevlana:
- "Evet" der.
Meçhul adam devam eder:
"Ey madde ve mana altınlarının sarrafı! Benim bilmediğim bir şey var. Söyle bana. Hz. Muhammed mi (s.a.v) büyüktür yoksa Beyazıd-ı Bestâmi mi?
Beklenmeyen bu soru Mevlana'yı şaşırtmıştır. Fakat adamın boş birisi olmadığını anlamış, ona cevap vermiştir.
- "Bu ne biçim soru? Elbette Hz.Muhammed büyüktür..."
Adamın keskin bakışları yumuşar. Yüzünde tatlı bir gülümseme vardır. Tekrar sorar:
- "Doğru diyorsun ama Hz. Muhammed "Ya Rab! Seni tenzih ederim. Seni layıkıyla bilemedik. Sana günde yetmiş kere istiğfar ederim" buyurur. Beyazıd-ı Bestami ise, "Ben kendimi tenzih ederim. Benim şanım yücedir. Çünkü bedenimin her zerresinde Allah'tan başka bir varlık yok" diyor. Buna ne dersin?
Mevlana soruyu da konuyu da kavramıştır. Cevap verir:
- "Hz. Muhammed öyle söylüyordu. Çünkü O, sayısız makamlarda dolaşıyordu. Her makam ve mertebeye vardığında önceki bilgi ve hallerinden istiğfar ediyor, "Ey bizim aklımızdan ve anlayışımızdan yüce olan Rabbim! Biz, seni layıkıyla bilemedik." diyor; hiçbir makam ve mertebede kalmıyor; sürekli yükseliyordu. Bir mutasavvıf olan Beyazıd-ı Bestami ise, vardığı ilk makamın sarhoşluğuna kapılmıştır. Bu yüzden kendinden geçti, orada kaldı ve bu sözü söyledi."
Meçhul adam aldığı cevap karşısında büyük bir sevinç duyar. Mevlana da katırından inerek, meçhul adamla kucaklaşır. Sonra kol kola girerek medreseye doğru yürürler.
Görenler bu karşılaşmayı ve kavuşmayı hayretler içerisinde seyreder..
Şemsli Günler
Mevlana yalnızlıktan kurtulur, Şemsli günler başlar. İki gönül çağlayanının kaşılaşması, büyük bir dostluğun başlangıcı olur... Mevlana ders ve vaaz vermeyi bırakır... Günlerce Şems-i Tebrizi ile mana sohbetlerinde bulunur.
Çevresindekiler, Mevlana'nın her işten elini eteğini çekmesini ve herkesten uzak yaşamaya başlamasını çekemez, Şems-i Tebrizi hakkında çeşitli söylentiler çıkarırlar.
Mevlana ve Şems-i Tebrizi arasındaki gizemli dostluk anlayamayanların söylentilerine neden olur. Şems gücenir söylentilere.. 1246 yılının Mart ayının soğuk bir günü Konya'yı terk eder ve Şam'a gider.
...
Mevlana biricik gönül dostunun bu şekilde gitmesinden dolayı büyük üzüntü duyar ve çevresiyle olan ilişkilerini tamamiyle keser. Mevlana'nın bu durumuna herkes, hatta bu söylentileri çıkaranlar dahi üzülür.. Zira birbuçuk yıllık gönül dostu Mevlana üzerinde büyük izler bırakmıştır.
Bu üzüntü Şems-i Tebrizi'den aldığı bir mektupla sona erer. Ve Mevlana sanki yeniden hayat bulur,. Şiirler söylemeye, dostlarıyla sohbetler etmeye başlar.
Sonraları Mevlana'nın oğlu Sultan Veled, Şems-i Tebrizi'nin bulunup Konya'ya getirilmesi için görevlendirilir. Sultan Veled, yanında Mevlana'nın yazdığı bir mektupla Şam'a gider... Şems'i bulup Konya'ya davet eder. Sultan Veled'le 1247 yılının Mayıs ayında Konya'ya gelirler...
Mevlana yaklaşık bir yıllık aradan sonra dostuna kavuşmuştur. Ve Mevlana eski Mevlana olmuştur ve çevresindeki herkes buna çok sevinmiştir.
Bu arada Mevlana, bakımını üzerine aldığı Kimya Hatun'u Şems ile evlendirir.
...
Şems ile ilahi sohbetler yine başlamış... Mevlana medreseye uğramaz, dostları ve öğrencileriyle görüşmez olmuştur. Bu olanlarda Şems'in büyük bir etkisi vardır ve Şems için yine söylentiler çıkmıştır.
Sonunda olacak olan olmuş, Şems, söylentilerin yoğun olduğu dönemlerde bir gece vakti ortadan kaybolmuştur. Mevlana için yine hasretlik dolu günler başlamıştır ve dostundan haber alamamanın verdiği üzüntülerle O'na şiirler ve mektuplar yazmaya koyulmuştur... Fakat ona yazdığı mektuplardan karşılık alamamıştır.
Bu arayıpta bulamamak ve yakıcı olan hasretliğin sonunda Mevlana, kaybolan Şems'i kendinde bulduğunu söylemeye, onunla bir ve beraber olduğunu anlatmaya başlamış.
Bir Sarraf: Selahaddin Zerkubi
Şems'i bulamamak, Mevlana'yı ümitsizliğe itmemiş; bilakis coşkun bir ruh haliyle başbaşa bırakmıştır. Mevlana, yine eski günlerine dönmüş, semaya, okumaya ve gönüllere ışık olmaya başlamıştır.
1249 yıllarında Kuyumcular Çarşısı'ndan geçerken Selahaddin'e ait dükkânın önünde geçen olayları anlatan bir menkıbeye bağlanan karşılaşma, Mevlana ve Selahaddin Zerkubi dostluğunun başlamasına vesile olur.
Menkıbeye göre; Mevlana, Kuyumcular Çarşısı’na uğramış, Selahaddin Zerkubi’nin dükkanının önünden geçerken, içeride altın işleyenlerin çekiçlerinin seslerinden cezbeye kapılmış, büyük bir coşkuyla semaya başlamıştır.
Onun bu halini gören Selahaddin Zerkubi de ona katılır. Çıraklarına da “Altının zayi olmasından çekinmeyin, yaprakları dövmeye devam edin!” diye seslenir. Uzun süren semadan sonra dükkâna girdiklerinde gördüğü manzara Selahaddin’i şaşırtır. Çünkü bir zerre bile altın zayi olmamıştır. Bütün bu olanlar Selahaddin’in de Mevlana’ya gönülden bağlanmasına sebep olur. Artık Mevlana’nın Şems’ten sonraki en yakın dostudur.
Selahaddin Zerkubi, bazı yönleriyle Şems’e benzemektedir ya da Mevlana öyle görmektedir.
O da medrese de öğrenim görmemiştir. Ancak Burhaneddin Tirmizi’nin ve Şems-i Tebrizi’nin sohbetlerinde bulunmuş, ruh dünyası engin ve derin bir insandır. Kuyumculuk yapmaktadır… Ve işinde mahirdir.
…
Mevlana, irfanı yüce bu insanla gönül dostu olmuş; öğrencileriyle ilgilenmesi için onu görevlendirmiştir. Hatta çevresindekilere Selahaddin’e uymaları konusunda talimat verir. Onu kendisine halife tayin eder. Bu arada oğlu Sultan Veled’i Selahaddin Zerkubi’nin kızı Fatıma Hatun ile evlendirerek aralarında akrabalık bağı da kurar.
Çevrede dedikodular yine başlamıştır. Selahaddin’in cahil birisi olduğu, Mevlana’nın ona gereğinden fazla değer verdiği… gibi söylentiler gittikçe yayılmaktadır. Fakat bu söylentilere iki dost kulak asmazlar.
Mevlana ile Selahaddin Zerkubi’nin dostlukları on yıl kadar sürer ve Selahaddin, uzun süren bir hastalığın ardından 28 Aralık 1258 yılında vefat eder. Sultanü’l Ulema Bahâeddin Veled’in yanına defnedilir.
Mevlana ve Hüsameddin Çelebi
Selahaddin Zerkubi’nin vefatından sonra Mevlana, bir dostta bulunabilecek özellikleri, kendi manevi ve ilmi terbiyesi altında yetişen Hüsameddin Çelebi’de bulur. Mevlana, belki de diğer dostlarının maruz kaldığı dedikodulara meydan vermemek için onu halife olarak ilan eder. 1264…
Hüsameddin Çelebi, on beş yıl kadar Mevlana ile beraber olur ve ona hizmet eder. Onu, Mesnevi’yi yazması konusunda teşvik eder. Gece ve gündüz, zaman ve mekan demeden Mevlana’yı takip ederek ilk on sekiz beyit hariç, Mesnevi’yi yazar…
Ayrılık Vakti Yaklaşırken
Mesnevi’nin altıncı cildi tamamlandığı sıralar Mevlana hastalanır ve yatağa düşer. Dostları akın akın kendisini ziyarete gelir ve şifa dilerler. O ise şifayı değil, Hakka kavuşmayı istemektedir.
…
Mevlana, 16 Aralık 1273 Cumartesi günü iyileşir gibi olur. Gün boyunca ziyaretine gelenlerle konuşur. Yanında gönül dostu, öğrencisi, halifesi Hüsameddin Çelebi, oğlu Sultan Veled, hekimler ve bazı dostları vardır. Oğlu Sultan Veled, günlerdir babasının başını beklemiştir ve uykusuzdur. Sabaha doğru Mevlana oğluna seslenir:
- “Bahaeddin! Ben iyiyim, sen git, biraz yat.”
Oğlu, gözyaşları içinde odadan ayrılır. Mevlana, hüzünlü bir şekilde arkasından bakar, yine seslenir:
- “Yürü, git! Bırak beni, vaz geç şu geceleri dolaşıp duran yanmış yakılmış adamdan. Biz, yapayalnız geceleri sabahlara kadar sevda dalgaları arasında bocalar dururuz. Dilersen bağışla bizi, dilersen yürü, cefa et bize…”
Bu sözler Mevlana Hz.’lerinin son sözleridir ve Hüsameddin Çelebi bu sözleri gözyaşlarıyla yazar.
…
Pazar günü Mevlana’nın evinde ve bütün şehirde derin bir sessizlik vardır. Akşamüzeri güneş batarken; o veli insan, gönüller sultanı Mevlana Celaleddin de fani alemden baki aleme yolculuk eder.
Mesnevi’den seçme sözler;
Kimin aşka eğilimi yoksa, kanatsız kuş gibidir.
Sırların gönülde kalırsa, muradın çabuk gerçekleşir. Tohum toprağa gizlenirse yeşerir.
Dünya zindan biz mahpusuz; zindanı del kurtul. Ten bir gemi, dünya denizdir. Dünyayı tenine koyarsan, gemi batar. Ayaklarının altına al ki yüzüp gidesin.
Âlem cesettir. İlim can.
Üç şey hakkında dudağını kıpırdatma: Gittiğin yol, paran ve mezhebin.
Kâmil insan toprak tutsa altın olur, eksik insan altın tutsa toprak olur.
Söze kulaktan gir.
(Önce dinle)
Mal ve para külah gibidir. Külaha keller sığınır.
Sıradan otlar, bir ayda yetişir. Gül yetiştirmek istersen bir yıl bekleyeceksin.
Gönül yalan sözden ferah bulmaz. Yağa su karışırsa kandil güzel aydınlatır mı?
Kibir-hırs ve şehvet kokusu, söz söylerken ağzında soğan gibi kokar. O koku yüzünden duan reddedilir. O kalp, o koku ile içini dışına vurur.
_________________________________-
Bu makale ,http://www.hayatdolu.org/mevlana.html# sitesinden eklenmiştir.
Anlatılmayan Hristiyanlık
- Ben kimim ?
- Kitabı Mukaddes'in Kayıp Kitapları
- Gizlenen Tarih
- Yakın Tarihimizin YALANLARI
- Yahudilere kurulan Mucize '' IM '' eki Tuzağı, oku, okut
- Karadenizli Temelin Hristiyan Misyonerle Teması
- YA KUTSAL KİTAP YA KURAN! Yoksa ikisi de doğru olabilir mi !!?
- ...... ... Kitabı Mukaddes Allah-ı Teala tarafındanmı gönderilmiştir?
- Hristiyanlık
- İsa'dan sonraki peygamber...
- Kimler Rab'bin topluluğuna katılabilir?
- ...... ... Tanrı ve İsa herkesin kurtulmasını istemiyor !!!
- ...... Hıristiyanlığın Tarihi
- ...... ... ... Galileo GALILEI
- ...... ... ... ... Kutsal Kitaptan tepsi gibi bir Dünya inancı !!!
- ...... ... '' Kalıtsal Günah '' Mirasımız varmı?
Son Eklenenler ...
- ZİHİNLERİ ESİR ALINANLAR: GÜDÜLENLER
- İsrail İran’ı Bu Yıl Vuracak – Ronen Bergman
- Ayın Bilinmeyen Yüzü
- Ben kimim ?
- Kitabı Mukaddes'in Kayıp Kitapları
- Zazaca Kürtçe değildir
- Yahudi Türk İmparatorluğu
- Gizlenen Tarih
- Yakın Tarihimizin YALANLARI
- Yahudilere kurulan Mucize '' IM '' eki Tuzağı, oku, okut
- Türkiye Üzerindeki Uçan Daireler
- İncil Yazarları Hz. İsa'nın Hayatına Şahit Olmamışlardı
- Barnabas İncili Genel Bilgi
- islam ve Kuran: YORUMLAMALAR
- Tarihten Alıntılar: Sibirya’dan Hakkariye Taştaki Türkler
- Tarihten Alıntılar: El-Harezmi ve Çalınan Türk Tarihi
İsmail HÜSEYİNOĞLU - Analiz ve YORUM
- Sayın ABDÜLAZİZ BAYINDIR’a HADİSLER KONUSUNDA AÇIK MEKTUP (2)
- Sayın ABDÜLAZİZ BAYINDIR’a HADİSLER KONUSUNDA AÇIK MEKTUP
- SAYFAMIZA HOŞ GELDİNİZ…!
- EVET, “HÜKÜM ALLAHINDIR”… FAKAT…
- VATAN BÖLÜNMEZ Mİ?
- ANA DİLDE İBADET
- KADIN, ÖRTÜNME ve BAŞÖRTÜSÜ...
- HADİS KONUSU ve UYDURMALAR
- İSLAM'a BAKIŞ AÇIMIZ...!
- MEZHEPLER KONUSU
- KURAN'da NAMAZ...
- Bizim Takım?
- ŞEFAAT KONUSU
- YARATANI TANIMAK
- İslam'ı yeniden ANLAMAK
- GÖZLÜKSÜZ BAKABİLMEK

