ANA DİLDE İBADET

[ANA DİLDE İBADET-2 'yi Okununuz mu? Onu Okuyun]

GİRİŞ...

 

Kişi; Yaşamı boyunca, Tüm Diyaloglarında, Doğal olarak, Bildiği bir Dili, tercihen, En iyi bildiği Ana Dilini kullanır. Eğer, -herhangi bir nedenle- Konuşamıyorsa / Ana Dilini kullanması engelleniyorsa... Bu Durumda bile, Düşünürken / Düşüncelerinde Ana Dilini kullanır.

Ve Eğer, Yaşamının bir bölümünde; Bilmediği / Anlamadığı bir Dili; doğru kullandığı bilincinde dahi olmadan, çoğu kez hatalı olarak,  ezbere kullanıyorsa  -doğrusu: kullandığını zannediyorsa- Bunda bir Anormallik vardır. Bu Anormallikler;  Korkutarak, Aldatarak, İnandırılarak... ya da bunların bir kaçı veya hepsi bir arada kullanılarak yaptırılabilir.
Başta; İslam’ı Çıkar için Kullanmak ve Bilinçsizlik olmak üzere birçok nedenle, İslam’a ve Araplar dışındaki İslam Toplumlarına bu kötülük yapılmıştır.   

İbadetler içinde, kişinin hayatında en çok yer alan Namaz başta olmak üzere; Tüm, Dua / Yakarış ve İbadetlerimizin, Bilmediğimiz bir Dille; ezbere okuyarak yapılması gerektiğine; Toplum Aldatılarak İnandırılmıştır.

Bu durumda, Hangi ibadetler, bilmediğimiz / anlamadığımız dille yapılıyor...?  sorusu dahi anlamını kaybetmiştir.  -Lütfen Müsaade edilen- Niyet hariç; Ana dille yapılan ibadet yoktur.

Asırların;  Kemikleşmiş / Kök salmış Aldatılmışlığından / Uyutulmuşluğundan Toplumu uyandırmak / Doğruları göstermek, İmkansız denilecek kadar zordur. Çünkü Çıkarı zedelenecek olanlar; Aldattıkları büyük Kütlenin desteğini de arkalarına alarak, Tüm Güçleri ile buna karşı Duracaklardır / Duruyorlar.

(İyi derecede Arapça bilenlerin, Sureleri / Ayetleri Orijinalinden okumasını, bu tespitlerimizin dışında tuttuğumuzun altını çizmiş olalım)

Yazının sonunda; Ağırlıkla Namaz’da, Sure ve Ayetlerin, Bilmediğimiz Dille Ezbere Okunması üzerinde durulacaktır. Diğer konular üzerinde  -özet olarak da olsa- durmanın uygun olacağı kanısındayım.

DUALAR / YAKARIŞLAR...

Gerek bir ibadetin içinde, gerek doğrudan yapılıyor olsun;
Dua, Kişinin, Hamd’ini, Şükrünü, Yakarışını, Yaratan’ının Yüceliğini, Dileklerini... Yapabildiğince / Dilinin döndüğünce... Tüm benliği ile ifade etmesi ve Yaratan’ına arz etmesidir.
Bunun; Ana Dili yerine, Bilmeden / Anlamadan, ve Ne derece Doğru okuduğunun dahi bilincinde olmadan; Başka bir dille Ezbere okuyarak Yapılabileceğini; Yapılmasının  Daha İyi ve daha Doğru olduğunu Açıklayabilecek bir Allah’ın Kulu var mıdır...? 
Eğer, “Ben Yaparım”  diyebilen varsa;  Bu, Akla / Mantığa / Ayete dayanan ve bu yazıda ortaya koyduğumuz gerekçeleri çürütecek bir açıklama olmalıdır. “Şöyle bir Hadis var,  Şu kadar Sevabı varmış”  cinsinden açıklamalar geçerli değildir.

Hatalar, sadece  “Okuma Hataları”  ile sınırlı değildir. Bazı Duaların içeriğinde de küçümsenmeyecek hatalar vardır. Bilmediğimiz bir dilde ezbere okurken; farkına varmadan bu hataları da defalarca tekrarlıyoruz. [1]
Hemen herkesin bildiği Dualardan örnekler üzerinde duralım:

Tahiyyat Duasında okunan;  Ya eyyü hen-nebiyyü....  İfadesi;
Sana Selâm olsun Ey Peygamber! Allah’ın Rahmeti Ve Bereketleri Senin Üzerine Olsun.  Anlamındadır.
Burada, Namaz kılarken, Doğrudan Peygambere hitap ediliyor...
Peki... Kuran Ne Diyor...?
**   Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz.  (Fatiha/5)
**   ...... Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayın / Allah'ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın. (Cin/18)

Birde, “Bu Duayı, Mirac’da Allah ve Elçisi karşılıklı okudular”  Hikayesi / Hadisi(?) [2] var...    

Birçok Mealde / Çeviride “De / De ki”  ifadelerinden önce -parantezli / parantezsiz-  eklenen “Ey Muhammed”  ilavesi var. “Ey Muhammed De ki ….” Allah’ın yanında başkasına çağrıda bunma hatasının -belki daha büyük bir boyutta- tekrarıdır.
 
Salli- Barik.. Dualarındaki;  ... alaa aali İbrahim ...  ifadesi,  İbrahim’in yüce soyu... anlamındadır.  Daha sonrasında,  -bu yüce soyu-  Mübarek kıldığın gibi... Anlamında ifadeler vardır.
Nuh Peygamberden itibaren,  doğal olarak zamanla bozulmalar olmuştur. Bu nedenle azan toplumlar gazaba uğramış, yerine yenileri getirilmiştir. Nuh’un Kavmi, Ad ve Semud kavimleri ... Bunun Kuran’daki örnekleridir. Ve bunun doğal neticesi; İbrahim Peygamber’in Soyunda / Ümmetinde de zamanla bozulmalar olmuştur.  Bu gerçeğin Kuran’daki ifadesi:
**  Yemin olsun, Nûh'u ve İbrahim'i de (resul olarak) gönderdik. Peygamberliği ve Kitap'ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır. (Hadid/26)

Ve bunun somut örneği;  Peygamberimiz de Ebu Leheb ve yandaşları da de Hz. İbrahim’in soyundandır.

Yukarıdaki Ayetlerin Açık ifadesine ve Bu Duaların içeriklerindeki bu tutarsızlıklara rağmen;
--  İbrahim Soyunun, “Tümünün mübarek kılındığı”  Söylenebilir mi...?
--  Allah'ın Elçisi, Bu Duaları, Bizim okuduğumuz bu şekli ile Namazlarında Okuyordu diyebilir miyiz...?
Eğer Diyemiyorsak...? 
--  Bunu, Kim Niçin koydu -ya da- değiştirdi...?
--  Her şeye rağmen; “Bu Dua’ların bu Şekli ile Namazda okuman doğru olduğunu” savunabilir miyiz..?

Konumuzla doğrudan ilgili değil fakat çok önemli bir nokta...  Birde; “Şu Dua Şu kadar kez Okunursa, Şu kadar Sevabı varmış...”  ya da  “Dileğin Yerine Gelirmiş...”  Aldatmacası var.  Bu Aldatmaca sadece  “Ezbere Bilinçsiz Tekrar”  olmuyor... İmanın Ana Rüknü olan, “Allah’a İman”  Akidesini de zedeliyor.  

Bir Duanın Kabule Layık olup-olmadığının Takdiri sadece Yaratan’a aittir. Kul bu takdire karışamaz.
Ancak şu kadarını söyleyebiliriz: Söylenen şeyin, Dua olarak anlamlı olması ve Kişinin bu Anlamı benliğinde duyarak ifade etmesi önemlidir. Ve Yaratan, kabule layık bir Duayı mutlaka kabul eder.
Duanın kabulünü; Anlamını Bilmeden ve Bilinçsizce de okunsa, “Şu kadar kez tekrarına / Sayıya bağlamak?”  Aklın alacağı bir şey değildir.
Bir an, “Anlamayı, İçtenliği...”  düşünmeyelim. 4444 kez okunması gereken(!) Duayı yanlışlıkla, Bu sayıdan bir eksik ya da bir fazla okuduğumuzu varsayalım. İstem ve irade dışı yapılan bu (On binde 2.3’lük) çok küçük hesap hatasından dolayı, Allah tüm çabanızı  “Yok Sayıyor...(?!)”  Bir kulun –çok küçük bir hatasından dolayı- Tüm Çabasını Yok Sayan Bu İlah, Kuran’ın Allah’ı değildir. 
Bu Düşünce,  Allah’ı yanlış tanımak ve ona noksanlık atfetmektir.
Onun için,  “Allah’a İman”  Akidesini de zedeliyor.
 
CUMA HUTBESİ...?

Hutbe, Önce Allah’ın elçisinin uygulamasının dışına taşınmıştır...!
Namazdan Sonra ve  -gerektiğinde Cemaatle diyalog şeklinde-, toplumun sorunlarının konuşulduğu bir platform şekline uygulanırken;  Muaviye  tarafından, Hz. Ali ve Ehli Beyte yapılan hakaretlerini, Cemaate Mecburen dinletmek için; Namazın Önüne alınmıştır. Ve İlmihallere kadar geçen, Sessiz  -neredeyse nefes almadan-  dinleme kuralı getirilmiştir.
Muaviye’nin İslam’a yaptığı bu hakarete;  “Bir İbadet Saygısı ile”  Asırlardır devam ediyoruz...!

Belki, Hutbenin Türkçe  olduğunu(?) düşünenlerimiz vardır…?
Türkçe okunan bölümün, Önünde ve Arkasında Arapça Klişeleşmiş bölümler var. Gene Soralım...?
Çevirisi verilecek Ayetin Orijinalinin okunması dışında; Klişeleşmiş diğer kısımların, Başka bir dille Ezbere okunmasının, Daha İyi ve daha Doğru olduğunu Açıklayabilecek bir Allah’ın Kulu var mıdır...?

NAMAZ İBADETİ  ANA DİLLE YAPILABİLİR Mİ...?

Aslında, Sorunun Doğrusu:

--  İbadet, Bilmediğin bir Dille -ezbere okunarak- Yapılabilir mi...?  Şeklinde olması gerekiyor.

Namaz içinde okunan Dualara;  “Dualar / Yakarışlar...”  Başlığında değinilmişti.
Bu durumda Soru:
Namaz’da Ayetlerin / Surelerin, Meali / Çevirisi okunabilir mi...?
şekline, yani  “Konunun Can Alıcı Noktasına”  geliyor.

Bu Sorunun Cevabını önce, Nisa/43 Ayetinin değerlendirmesini yaparak; Sonra da Akla gelebilecek bazı soruları Maddeler halinde sıralayarak ve bazılarını Cevaplandırarak vermeye çalışalım.

--  Nisa/43 Ayetinin konumuzla ilgili bölümü:

**  Ey iman etmiş kişiler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, ....salâta yaklaşmayın...

(Meal: Hakkı YILMAZ)
Ve Ayetin Tahlilinden çok kısa bölüm:
Daha evvel de belirttiğimiz gibi, bu Âyette konu edilen "namaz" değil, "salât"tır.  .....

Bu Ayete; Pek çok Mealde / Çeviride:
Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, ....  Namaz’a yaklaşmayın....
Şeklinde, doğrudan Namaz Anlamı verilmiştir.
Bu Çevirilerin çoğunda, Salat’a  -ve neredeyse (S.L.V) kökünün tüm türevlerine-  Namaz Anlamı verilmiştir.
Salat’a Sadece Namaz Anlamı vermek, Kuran’a çok dar açıdan bakmaktır.
Fakat  bu Ayetteki Salat ifadesinin Namaz’ı da kapsadığını, ve Hükmün;
“Kişinin, Sarhoşluktan ya da herhangi bir Nedenden dolayı, (Ne Söylediğini Bilmiyorsa)  Namaz’a yaklaşmaması gerektiği”  Şeklinde olduğunu düşünüyorum.  Aksi durumda;
Namaz;  Sarhoş iken de, ne söylediğinin bilincinde olunmasa da ifa edilebilir.”  Anlamı çıkar.

Nisa/43’ün Değerlendirilmesinde, -bence- daha önemli olan soru:
Salât’a / Namaz’a yaklaşma  Yasağının Nedeni olan, Ne söylediğinin bilincinde olmamak,  Acaba, Sadece,  -İçki ya da başka bir nedenle-  Sarhoş olmakla mı  Sınırlıdır...?
Başka bir ifade ile;  Kişinin, sarhoş olmadığını varsayalım;
Anlamını bilmeden / ezberlediği ifadeleri okuyarak,  Namaz kılabilir mi...?  Sorusudur.
Bu durumda;  “Ne Söylediğimizi Biliyor”  Sayılır mıyız...?
Ne Söylediğini bilmek;  “Söylenen şeyin Anlamını bilmektir”
Yani,  “Eraeyt-ellezii yükezzibü bi-d-Diin...”   ifadesinin anlamının:  “Dini Yalan sayanı gördün mü?/ Düşünebiliyor musun...? ...”  demek olduğunu bilmiyorsak;  Bu, “Ne Söylediğimizi bilmek”   demek değildir.  Ancak  “Ağzımızdan çıkanın farkında olmak”   olabilir.

“AKLA GELEBİLECEK BAZI SORULAR...”  Demiştik...
Benim Aklıma gelenlerden, önemli gördüklerimi aşağıda açıklamaya çalıştım...  Tabii  -belki daha önemli-  başka sorular da ortaya konulabilir.

1-  Kişi, Dinini Ana Dili ile yaşayabilir / yaşamalıdır.
İslam Toplumlarının dışında,  -bildiğim kadarı ile-  İbadetlerini, Bilmedikleri / Ezbere okudukları bir dille yapan başka bir Toplum yoktur. Ve Doğal olanı da budur.

2-  Toplumlar bazında düşünüldüğünde; Anlamanın,  “Kuran’ın Çevirisini yapmak, bunu Hayatımızda / İbadetlerimizde Okumak”  dışında, başka Tutarlı bir yolu yoktur. İslam’ı kabul eden herkesin, “İyi derecede Arapça öğrenmesini”  Beklemek / İstemek, olanaksız olması bir yana, Akıl-Mantık dışı bir olgudur. 

3-  “Kuran’ın Arapça olduğunu”  ifade eden tüm Ayetlerde:  “Anlayasınız... İbret alasınız... Öğüt alasınız... Akledesiniz... Düşünesiniz... diye; Uyarmak-Müjdelemek-Sakındırmak için  Arapça olduğu”   Anlamlarında ifadeler vardır. Bu ifadeler; Kuran’ın Neden Arapça olduğunun gerekçeleridir. 
Ve... “Kuran Anlamdır...”  Esas olan anlamaktır.
--  Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik. (Yusuf/2)
--  Akledesiniz diye Kuran'ı Arapça okunan bir Kitap kılmışızdır. (Zuhruf/3)
--  .... bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. (Fussilet/3)
--  O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar. (Zümer/28)

Ve (Şura/7  Ahkaf/12  Rad/37  Taha/113  Nahl/103  Şuara/198-199)

4-  Allah, Her topluma; Kendi içinden, Kendi dili ile konuşan elçiler göndermiştir.
Yani Toplumlara kendi dilleri ile Mesajlar gönderilmiştir. Bunun Doğal sonucu: Tevrat ve İncil Arapça değildir.
Mutlaka, Arabistan’a uzak coğrafyalara da, aynı şekilde, -Kuran’da İsmen zikredilmeyen- Elçiler ve Mesajlar da gönderilmiştir. Ve Onlar da Arapça değildi.
--  Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. … (Duhan/58)
--  Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik.… (İbrahim/4)

5-  Ve eğer Biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık diyeceklerdi ki: “Ayetleri genişçe açıklansaydı ya! Arab'a yabancı dille (öyle) mi?” ... (Fussilet/44)
Eğer, Araplar:  “Arapça konuşan bir Topluma, başka dille seslenilir mi...?” 
Sorusunu sorma hakkına sahipse;
Türkler de:  “Türkçe konuşan bir Topluma, başka dille seslenilir mi...?” 
Diğer İslam Toplumları da:  “Bize Bildiğimiz Dilden başka dille seslenilir mi...?” 
Sorusunu sorma hakkına sahiptirler...
Yaratan’ımız, Neden Arap Toplumuna verdiği bu Ruhsatı başka Toplumlardaki kullarından esirgesin...
Bunun tek yolu, Arap’lar dışındaki İslam Toplumlarının; Hayatında / İbadetlerinde Kuran’ın Mealini / Çevirisini okumasıdır. 

6-  (3. 4. ve 5.) Maddelerde verilen Ayetlere birlikte bakalım.
Yüce Yaratan, “Her Peygambere Kendi Toplumunun Dili ile Hitap etmiş...”   Onun için, Son Mesajı olan  Kuran’ı da;  “Anlayasınız... İbret alasınız... Öğüt alasınız... Akledesiniz... Düşünesiniz... diye ve Uyarmak-Müjdelemek-Sakındırmak için”  Arapça olarak  indirmiştir...  Ve Eğer kendilerine Başka dille Hitap edilseydi, Toplumun “(Böyle Olur mu?) diye Soracağını...”  Bildirmiştir...
Ve  Aynı Nedenlerle:  “Düşünün... Öğüt ve İbret alın”  diye  Kuran’ı Kolaylaştırmıştır...
**
Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
(Kamer/17 22 32 40) (Bu Ayet Sure içinde 17. 22. 32. ve 40. Ayetler olarak (4) kez tekrarlanır)
**  Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, sakınanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın. (Meryem/97)

Yaratan’ın Sorusunu Tekrarlayalım...:
--  Fakat düşünen mi var?!
--  Bilmediğimiz bir Dille Okursak(!) Kolaylaştırılmış olması Fark eder mi?  Anlayabilir miyiz?
--  Anlayamayınca Düşünebilir miyiz?  İbret Alabilir miyiz?   .... ?

Bu Ayetlerin Açık ve Net Sonucu:
--  Kuran’daki İslam’ı yaşayabilmek için, “Kitabımızı Anladığımız dille okumak zorundayız...” [3]
--  Kuran’daki İslam’da Kişiler,  “Tek-Tek ve Doğrudan Yaratan’a Muhataptır...”  Ruhbanlık yoktur...
Peki... Toplumların Yaşadığı İslam’da Öyle midir...?
Ülkemizde, İrili-Ufaklı, Şefaat dağıtan(?) onlarca Tarikat / Şeyh ve bunlara bağlı Milyonlarca Mürit vardır. [4]
(google’Tarikat Mürit  yazarsanız... binlerce Akıl / Mantık dışı “Tarikat / Mürit”  Hikayesi bulursunuz.)  
--  Bu Bağ, Nasıl bir bağ...?  Sadece Gönül Bağı mı...?  Hayır...!
--  “Aklını Dergahın Eşiğinde Bırakacaksın...!?”
--  “Mürşidi Olmayanın Mürşidi Şeytandır...!?”
--  “Mürit, Şeyhinin elinde, Doktorun elindeki cenaze gibi olmalıdır...!”
--  “Kuran -haşa-  anlaşılmaz...!?  vs..vs...!?”

Önce Aklınızı Sonra  Kitabınızı Teslim ediyorsunuz...?
Şeytana teslim olmamak korkusu ile Kendinizi,  “Ölü gibi Şeyhin Eline Teslim ediyorsunuz”
--  Bunun daha ötesinde bir Ruhbanlık olabilir mi...?”
--  Neyle Düşüneceksiniz...?  Neyi Okuyacaksınız...?  Neyi Anlayacaksınız...?
Bir de  “Kuran’ı Kolaylaştırdık”  diyen Allah’a İftira ediyoruz...!
--  “Hayır... Kuran  Anlaşılmaz...!?”
Ve Hatta Yaratan;

**  ... Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. ... (Bakara/185)   
**  ... O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun. ... (Müzzemmil/20) (Bu ifade Ayet içinde 2 kez tekrarlanır.)
Dese bile, Allah’ın dediklerine kulaklarımız tıkalı...
 
7-  Netice: Arapça Kutsal Bir Dil değildir.  Ve Arapça okumanın artı bir fazileti yoktur.

8-  Allah’ın, tüm Peygamberleri ile, Toplumlarına gönderdiği din, Tek Dindir ve İslam’dır. “Tapılacak Tek İlah’ın, hiçbir Ortağı olmayan Allah olduğu”  Tevhid İnancı başta olmak üzere; -Toplumun özel durumları ile ilgili tebliğler haricinde- tüm prensipler aynıdır. Bunun doğal sonucu olarak; Bazı Ayetlerde;  “Bunlar Öncekilerin Kitaplarında da vardı...”   Anlamında ifadeler vardır.
--  O (Kur’an), şüphesiz öncekilerin kitaplarında da var. (Şuara/196)
Kuşkusuz,  “Öncekilerin Kitaplarında olanlar,”  sadece o Ayetlerden ibaret değildir.  Öncekilerin Kitaplarında olan bu Ayetler de Arapça değildi. Kuran’daki bu Ayetler  -bir anlamda-  Öncekilerin Kitaplarındaki Ayetlerin çevirisidir.

9-  İbadetin Ana dille yapılmasına karşı çıkanların, ilk bakışta  “Haklı gibi görülen”  Tek itirazları:
“Kuran, başka Dile tam olarak Çevrilemez...!”  İfadeleridir.
Evet... Bu İfade doğrudur. Sadece Kuran değil, hiç bir ciddi eser başka bir dile, tam olarak çevrilemez...
Önceki maddelerde açıklanan ve açıklanacak olan nedenlerle birlikte “Düşünüldüğünde”; Bu Neden(!)in “İbadetlerde Meal / Çeviri okunamaz”  Fikrinin Gerekçesi Olamayacağı “Akıl Gözü ile Görülecektir.”

10-  Bildiğim kadarı ile, Kuran’da:  “Namazda Kuran Okuyun”   Anlamında Açık bir Hüküm yoktur.
Bu ifade,  “(O halde Kuran okumasak da olur) Fikrinin Tercih edilmesi”  değildir. Fakat, İbadetlerde okunacak olan, Meal’in Çevirinin,  “Orijinalinin, Bire-bir / Tam karşılığı olması gerekir”  Şartının olmadığının ruhsatıdır.
Fatiha Suresi gibi, “Güzel bir Yakarışı / Duayı ...”   İhlas Suresi gibi, “Tevhidin Güzel Anlatımını...”    Felak ve Nas  Sureleri gibi, “Yaratan’a Sığınmanın güzel anlatımını...”  Maun Suresi gibi,  “Dine Saygının, Namazın / İbadetin öz eleştirisini, Vicdan muhasebesini ...”   Başka bir İfade ve Dua ile yapamayız.
(Tabii, Namazda özenle okunacak daha pek çok Sure / Ayet vardır.)

11-  İbadetin ve bir İbadet olarak Namazın Ana Rüknü: Kişinin, “Yaratan’ının Huzurunda, O’na Teslim olduğunu... Söyledikleri ve Okudukları ile O’na doğrudan hitap ettiğini...  -yapabildiğince- Tüm Benliği ile Söylemesidir / Duyabilmesidir.”

12-  (Yine, Okumanın hatasız olduğunu var sayalım) Kişinin; Bilmediği bir Dille Ezbere okuduğu ifadelerle, Bu  “Ana Rüknü” yerine getirmesine olanağı yoktur.
Yaratan’ın Erişilmez Yüceliği gereği, aradaki Sınırsız farkı göz önünde bulundurarak; örneği çok basite indirgeyelim. Çok Sayıp-Sevdiğimiz bir büyüğümüze, Bilmediğimiz bir Dille, Ezbere  “Sevgimizi-Saygımızı arz ettiğimizi...”   düşünürsek, Düştüğümüz komikliği görebiliriz. 
Eğer hitabımız Yaratan’a ise...?  Aradaki Sınırsız farkı da dikkate almamız gerekir...
Ve o zaman durumu -en azından- hissedebiliriz.

13-  Ezber okumada;  “Dil, Otomatiğe bağlanmıştır.”   Bir taraftan ezberini okurken; Zihin tamamen başka dünyalarda gezebilir. Bu durum, -belki- sadece okumayı biraz yavaşlatabilir.
Fakat, Kişi,  “Yaratan’a Arz’ını”  Ana Dili ile Yapıyorsa...?  ve  “Ana Rüknü”   yerine getirmek niyeti ile ibadete başlamışsa...?  Düşüncesi, “Söylediklerinin Anlamını Takip etmek/Yaşamak”  olacaktır.  Bu  durumda, ya başka bir şey düşünemeyecek, ya da  -düşünürse- okumaya devam edemeyecektir. Yani, yanlış yola saptığını hemen görerek rotayı düzeltebilecektir. Bilmediği Dille / Ezbere okurken, yanlış yola saptığını görme olanağı yoktur.
Netice: “Ana Rüknü yerine getirebilmek, Ana Dilde Okumaya bağlıdır.”   Diyebiliriz.    

14-  Peygamberimizin Tebliğini;  “Normal Konuşma Dili ile yaptığına”   inanıyorum. 
Yeterli tarihi bir bilgim yok. Fakat aksini  -yani, bu günkü kıraati ile (bir nevi müzikleştirerek) tebliğ ettiğini-  düşünemiyorum.
Bu ancak,  Anlamadan ezberlemeye bir kolaylık ve Düşünmeden Dinlemede bir rahatlık sağlıyor. 

15-  Hep,  “Okumanın hatasız olduğunu var saymıştık”   Bu Var Sayım, Gerçeğe ne ölçüde uyuyor...?
“Gülfalla... Elamdürülla...”   gibi fahiş hataları bir yana bırakalım.(!)
Elifba’daki (peltekSe Ha Hı Sad Dgat Tı Zı Ayn Gayn Kaf Nun ...) gibi harflerin verdikleri Sesler Türkçe de ve  -bildiğim kadarı ile - Arapça dışındaki dillerin alfabelerinde yoktur.  Bu aynı zamanda gırtlak yapısına / yaratılışa bağlı bir olgudur. Uzun süre eğitim almayanlar bu sesleri kolay-kolay söyleyemezler. Ayrıca, yaklaşık sesler veren, (Elif/Ayn  Te/Tı  peltek Se/Sin/Sad Ha/Hı/He Kaf/Kef  Zal/Ze/Zı ....) gibi harflerinin biri-biri ile ve Türkçe’deki bunlara yakın sesler veren harflerle daima karıştırılması ihtimali söz konusudur. 

16-  Büyük çoğunluğun,  Namazını Fatiha ve  -yanlış olarak-  “Namaz Sureleri”   dediğimiz kısa surelerle  (Yani, Resmi Sıralamaya göre:  1.Fatiha ve  105-114. Sıradaki 11 sure ile) kıldığı biliniyor.
Bu Surelerde, yukarıda zikredilen harfler: 125 Kelimede 162 Kez geçmektedir. [5]

17-  Elifba’daki bu harfleri Söyleyememenin / Yanlış söylemenin Neticesini Ne ölçüde Düşünüyoruz...?
Üç ihtimal söz konusudur.
a-  Kelime, anlamsız bir ses ya da ses gurubuna dönüşecektir. (Türkçe de: Çuval yerine Çoval demek gibi)
En az kötü ihtimal budur.
b-  Tamamen başka anlam veren bir kelimeye dönüşecektir.  (Türkçe de: Kuru yerine Kutu demek gibi)
c-  Tamamen Ters anlam veren bir kelimeye dönüşecektir.  (Türkçe de: Beyaz yerine Siyah demek gibi)

18-  İlahiyatçılara Çağrı:  Önemli bir Tez Konusu...  Ve hatta Ağır bir Vicdani Yükümlülük...!
İlmi kıstaslara uyarak  -en az- 50 Denek seçecekler.  Bu Deneklere, Namazda çok okunan bu Sureleri:  (Resmi Sıralamaya göre:  1.Fatiha ve 105-114. Sıradaki 11 sureyi) okutup kayda alacaklar.  Sonra, bu kayıtların Arapça Dilbilgisi kurallarına göre, Tek-tek Çözümünü yapacaklar.
Yanlış Söyleme Nedeni ile:
--  Anlamını kaybedip Anlamsız ses ya da ses gurubu durumuna düşen Kelimelerin yerine  “xxx”  koyacaklar.  Çeviriye, bu  “xxx”  leri  aynen alacaklar.
--  Esas anlamını kaybedip, Değişik ya da Ters anlama gelen kelimelerin yeni anlamlarını alacaklar.
--  Bu Prensiplere uyularak; 50 deneğin okuduğu (50x11=550) Metnin Çevirisini(!) yapacaklar...!
(Yaklaşık olanlar birleştirilip sayı azaltılabilir.)   
Ortaya Nasıl bir Eser(!?) Nasıl bir Tablo(!?) Çıkacağını Düşünebiliyor muyuz...!?
“Surelerin / Ayetlerin Meali / Çevirisi okunarak Namaz Kılınamaz...!”  iddiasında olanlar;  -İlahiyatçılar başta olmak üzere-  Bu Eseri(!?) önlerine açarak...:
--  Bunu Okumanın yani Yaratan’a; Anlamsız / O’nun söylediği ile ilgisiz / O’nun söylediğinin Zıttı şeyler söylemenin  Kuran Okumak olduğunu...!?
--  Mealini / Çevirisini okumak yerine,  Namazı / İbadeti Bu ifadelerle Kılmanın / Yapmanın Daya İyi olduğunu...?

Savunacaklar....!?  (Bu Savunma Nasıl bir Savunma olabilir dersiniz?)
Bu, ancak, ibretle görülecek bir olgu olabilir.
İçinde bulunduğumuz Durumun Korkunçluğunu / Zavallılığını Düşünebiliyor muyuz...!??
Asırların İhmali / Vurdum duymazlığı / İhaneti...!?
Ve, Dini Tepe Noktada Temsil edenlerin; “İslam’a Hizmet”   yerine;  “Çıkarlarına, Makamlarına, Kendilerini o makamlara getiren Siyasi İradenin Çıkarlarına... Hizmeti...”
(Dini Tepe Noktada Temsil edenlerin, Yaptıkları / Yapmadıkları... Hizmetleri / Kötülükleri... başlı başına bir Yazı  -hatta Kitap- konusudur.)    

19-  Birde şu Düşünce / Öneri var...
-- Ayetlerin Arapça aslını okuyalım fakat okurken Anlamlarını düşünelim /Zihnimizden geçirelim...!
Bunun yapılabilmesi için; Ayetlerin “Anlamlarının”  Ezberlenmesinin yanında, birde:  “Arapça – Türkçe eşleştirilmesi”  ezberlenecek. Yani, Hangi Arapça ifadenin karşılığı hangi Türkçe ifadedir. O ezberlenecek... 
Yetmedi; Arapça ifadeyi söylerken, Türkçe karşılığını, yani “Söylediğinden başka şeyi”  Düşüneceksin...!  Bunun, çok ciddi bir yetenek gerektiren büyük zorluğu bir yana;  bu durumda,  Namazın Ana Rüknü olarak tanımladığımız olgunun ifa edilmesi olanağı yoktur.

Bilmediğimiz Dilden bir ifade okuyacağız, -yine doğru okuduğumuzu var sayalım- Sonra,  “Ben Şunu Dedim”  diye aklımızdan Türkçe bir ifade geçireceğiz. Örnekleyelim.  “Eraeyt-ellezii yükezzibü bi-d-Diin”   derken, Ben “Dini Yalan sayanı gördün mü? / Düşünebiliyor musun?”  dedim diye düşüneceğiz...!?

Her hangi bir Dilde, her hangi Bir sözcüğe, ne Anlam yüklenilmişse; söyleniş şekli Yanlış / Farklı da olsa, ona yüklenilen Anlam söylenmiş olur. Örneğin, (Soğuk) sözcüğüne yüklediğimiz anlamı, bazıları (Sovuk) sözcüğüne yüklüyorsa,  söylenilen sözcük hangisi olursa olsun, ifade edilen ona yüklenilen anlamdır.
Bir sözcük yerine, “Bir Sözcük gurubuna”  bir anlam yüklüyorsanız, Bunun, prensipte bir Sözcüğe anlam yüklemekten farkı yoktur.  Okunan / Söylenen “Sözcük gurubu” bir Ayet  ise, ve Okuma Doğru ise, yine Yüklediğiniz Anlamı / Düşündüğünüzü söylemiş olacaksınız. Fakat Okuma Hatalı / Noksan ise; Bu durum, “Soğuk yerine Sovuk demiş gibi”  olmayacaktır. Buradaki Hata;  Anlamsız, Yanlış ya da Ters Anlamlı bir ifadeyi  “Ayet olarak kabul etme” hatasıdır.

Konuya değişik bir açıdan baktığımız da;
Bu durumda, Aynı zamanda, Üç yönlü Şöyle bir Aldanma / Aldatma ile karşı karşıyayız:  
a-  Ayetin Okunuşu doğru ise ve Düşünülen / Yüklenilen Anlamla, arasında, bir Yakınlık / Denklik varsa “Düşündüğümüzü Söylemiş olacağımıza göre” Neden doğrudan “Düşündüğünüzü”  Söylemiyorsunuz...?
b-  “Meal / Çeviri Aslının yerini tutmaz”  diyorsunuz. Sonra, “Şunu Dedim”  diye düşünerek, Noksan saydığınız ifadeyi aslına denk tutuyorsunuz. Bu bir çelişki değil midir?
c-  “Ya okuma Hatalı / Noksan ise...??”
Yüklenilen Anlamla / Düşünülenle, Ayet’in Orijinali arasında, bir Denklik / Yakınlık olsa da;  Anlamsız, Ayetle ilgisi olmayan, ya da Ayete ters anlamı olan bir ifadeyi Ayet olarak okuyorsunuz. Ayetin Mealini de bu ifadenin(!) Meali / Dengi olarak kabul etmiş oluyorsunuz. Bu Çelişkinin de çok ötesinde bir durumdur.
(15. 17. ve 18. maddelerde açıklananları anımsayalım) 
Neresinden bakarsanız bakın, bir çıkmaz söz konusudur. Buna rağmen, bu Aldanmaları / Aldatmaları bilerek ya da bilmeden bazen bu yolu tercih ediyoruz.   

20-  İmamı Azam’ın  “Zorlayıcı bir sebep olmasa da, Namazın, Kuran’ın Mealini okuyarak kılınabileceği”  ve bazı Mezheplerin, “Bir Kelimenin, Mana bozulacak derecede yanlış okumanın Namazı bozacağı”  Görüşü / Hükmü var. (üzerinde önemle düşünülmesi gereken bir hüküm)  [6]  
Bu duruma göre, “Tüm Hatalı Okuyanların”  Namazları bozuluyor. Bunun Neticesi: Hatasız okuyamayanların  -Mezheplerine göre-  Ana dillerinde anlamlarını okumaları gerekmektedir.  
(“Mezhep ne demişse İslam odur”  iddiası yanlıştır. Ve ayrı bir konudur.)

21-  Eğer; “Atalarımız Böyle Demişti” den Başka bir Düşünceye kapınız kapalı ise...?  
Aşağıdaki soruların muhatabı değilsiniz.
Ama, Anımsamak durumundayız... Hz. İbrahim’den sonra İslam erozyona uğramıştı.  Peygamberimiz geldiğinde, bu Düşüncede olanlara / Bu Cevabı verenlere Kuran’ın verdiği sıfat: Müşrikler’dir. Peygamberimizden sonraki erozyonun / Kuran’dan sapmanın “Daha Az”  olduğunu söyleyebilir miyiz...?
Aynı düşüncede olanlara / Aynı Cevabı verenlere bu gün Ne Denilebilir...?
Kolay olanı Kuran’ın dediğini tekrardır. Doğrusu: Bunun Takdiri Yaratan’a aittir.

Fakat, Kuran’ın,  “Akletmez misiniz...? / Düşünmez misiniz...? ...”   Sorularına ve  “Düşünün... / Aklınızı Kullanın ...”  Emirlerine Muhatap olduğumuz Düşüncesinde isek...?  Yukarıda yazılan Nedenlerin tümünü göz önüne alarak  Ve Tekrar Düşünerek,  Aşağıdaki Sorulara, Aklımızın / Mantığımızın verdiği Cevaba  “Sahip Çıkmak”   durumundayız...

Namazı / İbadeti;
--  Anlamını bilmeden, yapabildiğimiz kadar ezbere okuduğumuz Arapça ile yapmak mı...?
--  Ana Dille / Kuran’ın Mealini / Çevirisini Okuyarak yapmak mı...? / Kılmak mı...?
Daha İyidir / Daha Uygundur...?


Yukarıda yazılan Nedenlerden, sadece birini yeniden tekrar anımsatmak istiyorum.
--  İbadetin ve bir İbadet olarak Namazın Ana Rüknü: Kişinin, “Yaratan’ının Huzurunda, O’na Teslim olduğunu... Söyledikleri ve Okudukları ile O’na doğrudan hitap ettiğini...  –yapabildiğince- Tüm Benliği ile Söylemesidir / Duyabilmesidir.”   Demiştik.
--  (Hatasız da okunsa) Anlamını Bilmeden / Ezbere okunan ifadelerle bu Ana Rüknün yerine getirilmesi olanaksızdır.  Bu, hiç bir şekilde küçümsenemeyecek bir noksanlıktır.
--  Ya birde doğru okunamıyorsa...?  -ki, ezici bir çoğunluk bu durumdadır.- (19. madde de yazılanları anımsayalım)
Yaratan’ımızın huzurunda,  “Ayetlerini Okuyarak İbadet yaptığımızı”  zannederken... O’na karşı:
--  Anlamsız Sesler çıkarıyoruz... ya da,
--  O’nun söylediğinden başka şeyler söylüyoruz... dahası, belki de,
--  O’nun söylediğinin tam tersi şeyler söylüyoruz...!?

Bu Son sorulara;
“--  İbadetimizi; Ezbere, Anlamını bilmediğimiz Arapça ile yapmak Daha Doğrudur...!”  
Cevabını verenlere Başka bir diyeceğim yoktur...
“--  Evet, İbadetimizi Ana Dilimizle yapmamız  Daha Doğrudur...!”  
Cevabını verenlere son sözlerim:
Bu noktadan sonra, “Cevaplanması gereken, pek-çok soru daha  var..”
(Nisa 43) Ayetin i daha geniş anlamda yorumlamak,  Bu soruların  -belki-  en küçüğüdür.
Diğer Sorular...
Baştan böyle anlaşılsa idi...!?  diye başlar ve...
Başlı başına ayrı yazı  -belki kitap- konularıdır...

Saygılarımla

 
DİPNOTLAR:
[1] Süleyman Ateşin bir eserinde okuduğum yaşanmış bir olay (Hatırladığım kadarı ile)
Adam, “Az bilinen Arapça Dualara tutkun”  Tanıdığı bir hocaya ısrar ediyor. O da başından savabilmek için, “Allah’ım Beni, Büyük Dağın Büyük Ayısı Yap ”  Anlamına gelen, “Başka Hiç Kimsenin Bilmediği”  bir  “Arapça Dua(!)” yazıp veriyor. Adam bu özel duayı yıllarca okuyor. Arapça bilen bir Misafirinin olduğu gün Sesli okurken Misafir kendini tutamıyor, Gülüyor. –Devamı var: Adam yazan Hocanın peşine düşüyor...-

 [2] Miraçta, Peygamberimizle Allah’ı Yüz-yüze konuştururlar: Daha Sağlam(!) gerekçe de olmaz...
Peygamberimiz : Dil ile, beden ile, ve mal ile yapılan kulluklar Allah içindir.
Allah : Sana Selâm olsun Ey Peygamber Allah’ın Rahmeti Ve Bereketleri Senin Üzerine Olsun.
Peygamberimiz : Selâm, bizim ve Allah’ın salih kulları üzerine olsun.
Cebrail ve Melekler :  Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur. Yine şahadet ederim ki Muhammed Allah’ın resulüdür.

[3]  -- Kuran’ın Orijinalini yüzünden Okuyabilmek,
--  15. ve 16. Maddelerde bahsedilen zor harflerin gerçek seslerini çıkarabilmek için uzun süre uğraşmak.
--  Bir Ayetin dahi anlamını bilmeden Ezberlemek / Hafızlık için yıllarını vermek.
--  Mealini / Çevirisini Okumayı Kuran okumak saymamak; İbadetlerde Okunabileceğini düşünememek...
Bunlar hep Ayrı-ayrı şeylerdir.
--  Kuran’la ilgilenmek niyetinde olan bir Kuran İnanırı, kısa sürede Orijinalini yüzünden Okuyabilir. (Kuran’ı, Doğrudan, ve İbadetlerinde, “Anlayarak, Çevirisinden okuyacağı için”  Zor Harflerin seslerini tam verememekte mazur görülebilir.)
--  Bu devirde; Hafız olabilmek için harcayacakları uzun yılları olan bir Kişinin, O Yıllarını “Arapça Öğrenmek”  için harcaması daha tutarlı olur. Ve bu durumda Kuran’a daha iyi hizmet edebilir.
--  Bu noktada  “Kuran Kurslarını” hatırlamamak olanaksızdır...
Kuran Kurslarını Eleştirmek, Topluma, Hep “Kuran’a Karşı Çıkmak”  olarak gösterilmiştir.
Bu durumu ile, “Kuran Kursları  her yönü ile Savunulabilir”  düşüncesinde olanların, Savunmalarını görmek isterdim...
Ve Yıllardır,Ülkemizde: “İyyake-na’ğbüdü ve İyyake-neste’ıyn” (Fatiha/5) Ayetinin Anlamının:  “Yalnız Sana Kulluk eder ve Yalnız Senden Yardım dileriz”  olduğundan bile habersiz Kuran kursu çıkışlı İmamlar(!) Önderlik(!) etmişlerdir.
Yazık ki, İlahiyat Mezunlarımızdan, Ayete taban tabana zıt Hadis denen ifadelere dahi;  “Uydurma”  diyemeyen ve Bu İmamlardan, “Bir adım önde olup olmadıkları şüpheli”  olanlar vardır.

[4]  www.yenidenergenekon.com/59-turkiyenin-tarikat-haritasi/   Adresinde, Coğrafi dağılıma göre; (20) Tarikatın Ana Kolundan bahsediliyor. Alt kollarda hesaba dahil edildiğinde, yüz’leri bulması sanırım sürpriz olmaz.
http://demotike.blogcu.com/acitsa-da-gercekler/10889027 
Adresinde, (45 milyon) Müritten söz ediliyor...!

[5]  Liste:  (Sure Sıra No / Zor Harf adedi / Zor Harf bulunan Kelime adedi) olarak sıralanmıştır.
(1/29/20)  (105/14/9)  (106/11/10)  (107/21/15)  (108/10/7)  (109/18/15)  (110/12/10)  (111/11/8)  (112/5/5)  (11318/14)  (114/13/12)
 
 [6] Y. Nuri Öztürk; “Ana Dilde İbadet Meselesi”  isimli eserinde konuyu detaylı olarak işlemiştir. 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar   

 
Mahmut Hoş
+1 # Mahmut Hoş 06-03-2013 03:27
Osmanlı zamanında Kuran arapça bilinmemesine rağmen cok rahat anlaşılmakta idi. Hatta Arabın bile anlayamadığındn a daha fazla. Şimdi Orijini herşeyin öenmlidir. Sizin hadisleri alakasız kabul edip ne kadar orijinali diye yazarak tabiri ile hasilerin elenmesini istemişsiniz. Ama bu yazınızda da o yazınınızın dışına çıakrak kendi dilimizde diyorsunuz :) . İkilem olsa bu kadar ikilem olmaz sanırım. İsteidğin konuyu istediğin yere bu şekilde kıvırıyrosunuz. O da isteğiniz doğrultusunda. Türkçe namaz diyerek İngiltere de kadını imam yapmışlardı. Pek te rağbet görmedi... Denemelerden zarar gelemz. Sizler denemeye israrla devam ediniz. Elbet bir çok Hadisin tam anlamı ile orijin olması aktarımlarda mümkün değildir. Fakat Namazı o hadislere göre kılıyorsunuz. İstek gerçekelşirse bu sefer namazı 4 vakte oradan 3e oradan 2ye ve nihayetinde de kiliselerdeki gibi sıralara saf tutarak oluşturursunuz: ) dümen buraya kadar gelene kadar devam etmeniz gerekiyor. Yani aynı hrsitiyanın elindeki 4 incil gibi elimizde kitaplar kalır sanrıız. Pek çok insan iyi niyetlidir sanrıız. Fakat bir fire verdiniz mi hep verirsiniz. Herkes üzerinziden geçer sizi pestil eder. Aslı olmayan konular ortalığı sarar. Aslını zaten artık kimse anlamaz olur. Osmanlıda bu şekilde yıkıldı. Fire verdiler. İlk fire medreselerde fiizk ve matematiğin kaldırılması idi. Yeni nesil tamamen savunmasız yetişti. Sonuç ortada. İlk özgürlük anıtı mısıra yapılacaktı. Mısırda sesler yüksleince vazgectiler. Bu sefer o heykelin sahibi yahudiler ilk minyatürü fransada olmak üzere ikincisini de amerikaya diktiler :)Herkes konuları kendi algı ölçülerinde ele alıyor. Benim dediğim doğru demek ise şeytandandır. Muzakere yok. olsa da sayan yok :). Vehhabilerde aynısını arabistanda yaptılar. kan gölü yaşandı. ibni teymiyyenin eseri bu yönde çok başarılı olmuştur. İnsan kanının akmasında! bazı gerçekleşen hadislere ise baktımızda da sayısız örnek var! Hatta bazılarında seneeleri bile ebcedi oalrak işlenmiş! Örneğin bir hadis: melhame ile istanbulun fethi arasında altı sene vardır. yedinci senesi deccal cıkar diyor:) melhame dünya savaşıdır. 1. dünya savaşı ise bu. 1920de yani altı sene sonra istnbul işgal edilmiştir. 1921 de ist almaya hak kazandık muzakerelerle! bu hadisi tabi bazı yeşil sarıklı velilerimiz saptırıyor. ist yendien işgal edilecek ve mehdi kurtaracak diye:) Malesef bu oyunlar bitmez. herkes bir taraftan yontuyor. Şimdi kütübi sitte de bu hadisi şerifin arapça metni toplandıgında 1921 ettiği görülüyor :) .... ne tesadüf değil mi? tesadüf mü gerçek mi? bu kadar hadisleri saptırmak sanırım kirli oyunlar. Hatta nostrdamus eserinde diyor ki babil işgal eidlri . Bbail ıraktır. ama tercüme eden yazarlar burasının mısır oldunu yazıyorlar:) ..... aldınız baktınızmı o eserlere hem türkçe hem ingilzice olanına ? Öncelikle fitne uyandırılmış. hala devam ediyor... uyandıranlar aslınd abelli. diğerleride çanak tutuyor.
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
İsmail HÜSEYİNOĞLU
0 # İsmail HÜSEYİNOĞLU 29-03-2013 22:21
Sayın Mahmut Hoş
İlgileriniz için Teşekkür ederim.
Yazdıklarınıza geçmeden, “Eleştiri Nasıl Olmalı…?” Sorusunun Cevabı ile başlayalım.
Bir Eleştiri, “Önce, Savunulan Fikirlerin Yanlışlığını / Tutarsızlığını, Sonra da Doğrusunu, Akıl ve Mantıkla Çelişmeden ortaya koyabiliyorsa” Saygıdeğer bir Eleştiridir.
** Konumuz; ANA DİLDE İBADET… Savunduğumuz Fikirlerden birkaç Özet Satırbaşı…
-- “Kuran’ı Anlamak, Kuran’ın Emridir” diyoruz. Yanlış mı? Bunun doğal neticesi;
-- “İnsan, bilmediği bir Lisanda Ezbere Okuduğu Metni Anlayamaz” diyoruz. Yanlış mı?
-- “Arapça bazı Harflerin karşılığı olan Sesler Türkçemizde yoktur. Büyük çoğunluk bu Sesleri hatalı telaffuz ediyor” diyoruz. Yanlış mı? Ve Bunun doğal neticesi;
-- “Kelimenin / Ayetin Anlamı Bozuluyor” diyoruz. Yanlış mı?
-- (Bir Kelimenin dahi Mana Bozulacak derecede yanlış okunması, Namazın Geçersiz olması içiz yeterlidir.) Kuralı Fıkhın Hükmüdür. Bunu tekrar ediyoruz.
Eleştirinizde Neden bunlardan hiç birinin tahlili yok?
Konumuzla ve Biri-biri ile ilgisi olmaya birçok şeyden bahsediyorsunuz…
İlk cümleniz:
“Osmanlı zamanında Kuran arapça bilinmemesine rağmen cok rahat anlaşılmakta idi.”
Ben Hiçbir şey Anlamadım. Anlayan Lütfen Bana da anlatsın.
Hadisler …?
İslam’ı tahrif eden en büyük faktör “Uydurma Hadislerdir” İslam’a Mensup bazı kişilerin, Hala Bunu Farlında olmamaları İslam Adına En çok üzülmemiz gereken noktalardan biridir.
Hadisler konusundaki Yorumunuzu ilgili yazımızın altına yazabilirsiniz. “Gördüğünüz Tutarsızlıkları ortaya koyarsanız” daha iyi olur diye düşünüyorum.
Fire…?
Peygamberimizin ölümü ile Gerçek İslam Fire vermeye başladı.
3.Halife Osman döneminde “Fire” Hızlandı.
Emeviler döneminde, İslam, “Resmi Otoritenin Eli ile ve Bilinçli olarak bozulmuştur”
“……kıvırtıyorsu nuz” gibi ifadeleri kullanmaya tenezzül etmemeniz, Kişiliğiniz açısından -Bence- daha iyi olur.
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
Recep Ersen
0 # Recep Ersen 12-06-2013 04:07
Öncelikle, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'i anlamak için arapça bilmek şart değildir. Yüce kitabmız, Allah katından Arapça olarak inmiş ve mevcudiyetini günümüze dek hiç bozulmadan sürdürebilmişse bunun sebebi bahsi geçtiği gibi farklı dillerde ibadet gibi saçmalıklara konu olmamasındandır . Ahir zaman fitnelerinden birisi daha, Yaşar Nuri ve onun tayfası tarafından süslü cümlelerle, özünde aynı ama çeşitli şekillerde önümüze getiriliyorsa, bunda kasıttan başka bir mana çıkarılamaz. Her güzel şeyin ucunda biraz da olsa zahmet vardır. Kur'anı anlamaya çalışmak, aynı dili bilmeyi gerektirmez. İçinde geçen ilahi mesajlar zaten kalbe doğrudan tesir eder. Kur'an tercüme edilmelidir. Ancak bu, Peygamberimizin (SAV) öğrettiğinin dışında icra edilerek, orjinali dışında farklı bir dille ibadete kadar vardırıyorsa, burada Müslümanların büyük bir yanlışa doğru itildiği çok açıktır. Şu çok iyi bilinmelidir ki, tercüme edilen hiç bir eser, yazarın kişisel cümlelerinin ötesine geçemez. Diller bilimle ve toplumlarla etkileşim neticesinde değişir, gelişir ve iki nesil arasında bile aynı dilde birbirlerini anlama konusunda problemler görülebilir. Bu sebepledir ki, tercüme eserler, bir kaç yılda bir yeniden gözden geçirilme ihtiyacı hisseder. Diyanet İşlerinin de yaptığı tercümeleri bir kaç yılda bir yenilediği vakıadır. Bu yüzden, ez cümle diyorum ki, "ibadet anladığın dilde yapılmalıdır" şeklinde sürdürülen cümleler, iyi niyetli kişilerce değil, bu dini ve bu dinin kitabını hor gören, aramızda, bizden gibi dolaşan, hoca gibi görünen şarlatanlarca her yüz yılda bir tekrarlanmaktad ır. Allah bu yalanlarla ortalığı bulayan yalancı ve fitnecilere fırsat vermesin inşaallah!
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
İsmail HÜSEYİNOĞLU
0 # İsmail HÜSEYİNOĞLU 20-06-2013 15:27
Sayın Ersen…
Ben Size karşı, Sizin kullandığınız sıfatlardan hiç birini kullanmayacağım.
Bu Yazı [ANA DİLDE İBADET - 2] Başlığı ile yeniden kaleme alındı.
Pek Çok soru ortaya konuldu, Bazılarına “Akıl-Mantık ve Kuran’a” göre Cevaplar verilmeye çalışıldı.
-Yazıda da söylenildiği gibi- Yorumlardan beklenilen, bunlarda görülen tutarsızlıklar, yine, “Akıl-Mantık ve Kuran’a” dayanılarak ve Somut olarak ortaya konulsun… Yorumunuzda bunlardan eser yok.
-- Yaparsanız… Yapabilirseniz… hiç olmazsa bir örnek bekliyoruz.
-- Yazdıklarınızda n sadece bir örnek… Bırakın Tayfalarını… “Yaşar Nuri’nin Ahir zaman fitnesi olduğu?” kendi fikrinizse buyurun “Akıl-Mantık ve Kuran’a” dayanarak açıklayın. Atalarınızdan ya da Hocalarınızdan duyduğunuzu tekrar ediyorsanız, Buyursunlar onlar açıklasınlar…
“Düşünmeniz” Dileklerimle
Cevap | Alıntıyla Cevapla | Alıntı | Yöneticiye raporla
 
 
Telif hakkı©2011 Metin YILMAZ www.kutsalkitaplar.net Bu sitenin bütün hakları saklıdır.
 
Kutsalkitaplar.net sitesinde bulunan bize ait makaleler ve e-kitaplar (A'dan Z'ye Kitabı Mukaddes) yazarın izni alınmadan ticari amaçla kullanılamaz. Ticari amaç taşımayan kullanım, yazarın ve sitenin kimliği belirtilerek kullanılabilir. kutsalkitaplar.net sitesinde yayınlanan yazılar yazarların kendi kisişel görüşleridir. Yazıların her türlü sorumluluğu yazıyı yazan yazarına aittir.
 
 
 
 
Tekrar kullanım:
Bu sitede bulunan bize ait makaleler, kopyelenip ücret ödemeksizin aşağıdaki şartlara uyup kullanılabilir.
(1) - Kesinlikle ücret talep edilmeyecek.
(2) - Makalelere herhangi bir yazı eklenmeyip, çıkarılmayacak. Websitenizde en az harf büyüklüğü 10pt kullanılacak
Sitemizde yer alan yazılar ve haberler kaynak URL belirtilerek kullanılabilir. 
Not:Yukarıda bahsettiğimiz bu şartlar bize ait olmayan makaleler için geçerli değildir.